18 Şubat 2008 Pazartesi

kapitalizm

Kapitalizm yaşamın her alanında olduğu gibi Futbolda da kendini gösteriyor, tabi ki gösterecek de. Bununla oynamayı bilenler kazanıyor, diğerleri ise yok oluyor. Aslına bakarsanız kazanmayı açmak gerekir. Fenerbahçe son 10 yılda bu oyunu en iyi oynayan konumuna geldi. Aziz Yıldırım'ın ileri görüşlülüğü sayesinde oyunun kuralları değişti. Aslında oyunun kuralları belliydi ama Türkiye de farkedilmiyordu. Hala da farkedilmiş değil.

Federasyon değişti bence Medya nın da değişmesi gerekiyor. Spor dan anladığını sanan, 30 yıldır spor yazarıyım diye birşey bildiğini sanan yazarlar ve medya üyeleri aslında kalın kafalılıktan başka bir şey yapamıyor. Eee bu işi öğrenmem şekli ustaçırak boyutunda olursa yeni yetişenler de buna ayak uyduruyorlar. Bizzat isim vermekten çekinmeyeceğim. Mehmet Ayan bunun başında gelen isimlerden. sevgili dostum Hakan Alp değinmiş ama değinmediği daha ne bilgiç teoremleeri var saymakla bitmez. Usta çırak öğretileri dışında kendisi gibi düşünmeyenleri de aralarına almadıkları gibi kısır döngü içinde düşüncelere saplanıp kalıyorlar.

Son 10 yılda Aziz Yıldırım için söylediklerini yazsak, kimse inanamaz. Aslında hala da çatır çatır çatlıyorlar. Ama gün gelecek uyanacaklar bile diyemiyorum. Çünkü onlar uyanamazlar. Uyanmalarına imkan YOK. Benim buna ekleyeceğim bir isim daha var, Ersan Çelik; soyadı benzerliğine bakmayın akrabam falan değil, allah korusun. kardeşim de 6S li ama o daha mantıklı. Bir pundunu bulsalar Aziz Yıldırım'a saldırmaktan asla geri durmazlar. Ama artık eskisi gibi değil herşeeeeeey, şimdi çoook daha güçlü bir aziz Yıldırım ve FENERBAHÇE var.

En başta bahsettiğim kapitalizm'in unsuru olmaktan bile aslında hoşlanmıyorum. Ama onu yenmek için onun kurallarına uymak gerekiyor. Yoksa başarılar TESADÜFİ olabilir. Bu söze bile insanlar alındılar, inanamıyorum demeyeceğim, çünkü çok doğal. Aslında onlara bir yol haritası göstermek istemişti, ama anlamak istemediler. kazanılan Tesadüfi bir kupa sonrası, tısssssss yokoldular, sonraki ufak tefek basarılar bile Türkiye deki oyunlar sayesinde oldu. Bunun da tek sebebi, Medya GAZI dır. eeee ne yapsınlar FENERBAHÇE tek başına kalırsa diye korktular. Hala da bunun korkusu içindeler. Bırakınız efendim kalsın, kalsın ki, işte 6S işte o zaman atılım yapmak zorunda kalır, işte o zaman belki anlar. Bu işleerin saha içinde kazanılmadığını. bak bak bak, ben de neler diyorum. İnsanların anlamak istemeleri nereye kadarsa o kadar anlarlar.

Her ne olursa olsun bireyler kendini ve haddini bilmeliler. Bu bir duruştur. Bireysel duruşlar gibi takım duruşları da böyle olmalı. KENDİNİ BİLMEK VE HADDİNİ BİLMEK.

Camia duruşu göstermek istiyorsanız, buna dikkat edeceksiniz. Geçmişe bakınca farkı görmek hiç de zor olmuyor. 10 yıl önce gruplarla savaşan, kendi iç barışı olmayan bir camia şimdi rakiplerinden kat be kat ilerde. Bunu da iç huzurunu sağlayarak başardı. Bir insanın iş başarısı için önce aile huzuru olmalıdır. Aile huzuru olan kişiler başarılı olurlar. İşte Fenerbahçe bunu başardı

Ben ve tüm fenerbahçeliler artık acele etmiyoruz, huzursuz değiliz. Gerek transferlerde gerek bu ilerleyen süreçte, Aziz Yıldırım'ın konuya hakim olduğunu, kendini ve haddini bildiğini görüyoruz. Acele etmediğini, merdivenleri yavaş yavaş çıktıklarını görebiliyoruz. Sevilla maçlarında elensek bile, geleceğe daha aydınlık baktığımızı ve gelecek yıllarda daha başarılı olacağımızı biliyoruz. 2010 yılına dek Avrupa nın tepesinde yer alacağımızdan eminiz.

Nice 10 yıllara Aziz Başkan

29 Ocak 2008 Salı

Çok zaman oldu...

Gerçekten çok zaman oldu. Fenerbahçe ile ilgili son yazdıklarımı okudum ( sanırım benden başka yazan da yok ama :)) Ne kadarında haklı çıkmışım diye, hani haklı çıkmak adına değil de kişisel bir test olarak... Hiç fena değil tespitler gördüğüm kadarıyla :)






Bu yazı, Sarıkamış'da lapa lapa yağan karda, türk kahvesi içilerek ve keyifle yazılmıştır. Keyifle okunur inşallah...




Nasıl bir başlangıç yaptık ikinci yarıya ? Basitçe : Fenerbahçe gibi... Kendimizi yenmek zorunda hisstemediğimiz ve nasıl olsa yeneriz diye baktığımız bir maç. Beraberliği kurtardık, son 8 dakikada hemde... Rıdvan basitçe şöyle dedi : "Zico çoğu şeyi öğrendi ama artık rakibe karşı farklılaşmayı ve her maçta ciddiyeti de benimsetmeli" diye...



Gerçekten garip bir insan Zico. Hep söylediğim gibi, takımı iyi çalıştırmadığına inanmıyorum, kondisyon gayet iyi. Ancak garip takıntıları var. Tribün arkadaşımız Veli Tan Kirtiş güzel bir özet yapıyor : "Ben bu takımı sahaya çıkardığıma göre, bekleneni vermek durumundalar" diye düşünüyor...
Bir oyuncu kötü bile olsa güvendiğini göstermek adına mı nedir, müdahil olmuyor. Tribünde acı çekiyoruz adeta.

Ama büyük maçlarda müdehaleleri çok yerinde. Oyuncu değişikliklerini daha doğru zamanlamalarla yapıyor. Ve daha önce de belirttiğim gibi kulübe hep hazır gibi görünüyor. İnanılmaz ama gerçek... Zaten tersi olsa şu anda ortalık yıkılırdı her halde.

Antep - Alanya - Sivas... 3 maç 19 gol ve onun iki katı gol pozisyonu... Skor yazarlığı yapacak olursak hiç sorun yok... Ama vallahi bakıyoruz da Alanya maçında Yasin - Volkan Babacan ikilisinin yediği 3 gol hariç pek birşey yok.

Şimdi bir sürü yazar diyor ki: "Antep de, Sivas da top oynamadı Fener'e..." ben de diyorum ki oyanayamadılar ki... Fenerbahçe kazanmak zorundaydı ve kazandı... Takım gibi oynadı. Oyuncular o kadar çok ve hızlı yer değiştirdiler, kazanmayı o kadar istediler ki... Sonuçta özellikle defanstan çıkarken ve hücumda adam eksiltirken inanılmaz bir paslaşma trafiği çıktı.

Ki bu durum aslında bizim gerçek problemimizin bir ispatı. Oyuncular bu paslaşmaları Antep ve Sivas gibi çok koşan, basan ve Alex'in birebir markajla kilitlenmeye çalışıldığı takımlara karşı yaptılar.

Sorun Alex'in kilitlenmesi değil, çok koşan, topu isteyen ve iyi kullanan oyuncularla kurulan pas trafiği... Bitirici ayakların da gereğini yapması... Bu ortamda Alex'i tutmaya çalışmanın da anlamsızlaşması... Kriz geçirdiğimiz maçlar nasıl oluyor peki, bir hatırlayın... Herkes ayağına top bekler, hatalı pas oranı artar birisi çizgiden koşar yanında kimse bulamaz. Defansa en yakın adam 30 mt. mesafededir falan falan... Kazanmak isteyince tam bir Avrupa takımı. Topa saldıran, sertliğe karşı topu gezdirerek cevap veren ve presten kaçan, prese ceza kesen bir takım.

Takımdaki gençlere güzel bir hatırlatmayı belki de en kızdığımız oyuncu yaptı bu arada; Uğur Boral "şansları iyi kullanmalıyız, küsmemeliyiz, çalışmalıyız" dedi. İlhan Parlak, Colin Kazım, Yasin Çakmak ama en fazla Gürhan Gürhan Gürhan... Siz geleceği olan bir takımın gelecekteki futbolcuları olmak adına çalışmalısınız. Gürhan, böyle bir sakatlıkla yok olmazsın... En azından herkes kabul ediyor ki bu hoca çalışana ve kendini geliştirene formayı veriyor. Yetenek gördüğü oyuncudan vazgeçmiyor...





Herkes belki de şunun farkında olmalı: Şu an gol krallığında lider durumunda olan Semih yılların yedeği ve şu an onun yedeği olup oyuna girdiği son maçta 12 dk oyunda kalıp 8 dk.da 2 gol atan Kezman...





Skor yazarları şimdilik suskun, işler iyi gidiyor... Ama beni en çok güldüren bir rakibimiz Rize ve Ankara'da mahalle maçı havasında goller atıp puanlar alırken bunu olağanüstü başarı olarak gösteren yazarların daha düne kadar yere göğe sığdıramadıkları Bülent Uygun'a demediklerini bırakmamaları...

Ben diyorum ki, yapacak bir şeyi yoktu. Alex'i de tuttular ama o gün Fener kazanmaya oynadı... Devid geri döndü... Defans orta sahadaydı... Herkes işine baksın beyler. Bu gün Roberto Carlos'a kart gösterme şerefine erişen hakeme bile bir yorum yapmayacağım...




Ya Haluk Ulusoy'a ne demeli? Gider ayak 6 + 2'ye onay veren. Biz yıllardır bunu söylerken Türk futbolu batar nidalarıyla karşı çıkan klüp başkanları, gazeteciler, radyo muhabircikleri... Nerdesiniz? Fener istiyor diye doğru bile olsa hayır diyeceğiz diyen başkanlar şimdi has adamları ile kavgalı, aynı tribünde bile oturmuyorlar. Ayıp olmadı mı bize şimdi... Kime çıktı bu transfer peşkeşi?

Son söz... Haluk Ulusoy'un arkasında durup, küçük çıkarlarının peşinde koşan ve kupacıklarını koşa koşa hastanelere götürenler... Nerdesiniz ? Utanmanız yok mu ? Bu mu sizin duruşunuz...

Hakemlere ve federasyona güvendiğini ifade eden klüpler birliği başkanları, şimdi karşısınız diye en korktuğunuz şey neden hakem hataları oluyor, aleyhinize yapılabilecek. Bu söylediklerinizle bize karşı takınılan hasmane tutumu ve aleyhimize yapılan ( ve de tabi ki sizin lehinize olan ) davranışları da kabul ve tescil etmiş olmuyor musunuz ?

Ve siz değerli basın, bunları arşivlerinizden bulup, çıkartıp, sayfalarınızı süsleyemiyor musunuz ? Gazeteci olduğunuzu hatırlasanıza biraz....


Valla son söz; Sayın Mehmet Ayan, Fenerbahçe'nin zenginliği Kadıköy - Bostancı ya da Bostancı - Kadıköy hattından gelmez. Benim gibi Fenerbahçe'yi ilk canlı seyrettiğinde 11 yaşında olan insanlardan gelir. Lütfen hakkında konuştuğunuz klübün tarihini okuyun. Bu zenginlik tek başına bahsettiğiniz hattan geliyor olsaydı, klüp hacizlerle karşılamazdı. Bu stad yaptırılamazdı, üstelik devletten tek kuruş almadan. Bu zenginlik bizim gibi kalbini önce Fener'e verenlerden geliyor. Ünvanına, konumuna bakmaksızın maçta takım elbisesinin içine forma giyebilenlerden geliyor. Vakti zamanının kuyruklarda battaniye altında beklemelerinden, simit parasından kesip - bilet parası yapanlardan geliyor.
Zenginlik semtten geliyor olsaydı, kaç yüzyıllık olduğunu sizin habire söyleyip durduğunuz bir okul ve caddenin takımının şimdi nerde duruyor olması gerekiyordu.


İnsanlara terbiye dersleri vereceğinize okuyun!!!

Her zaman FENERLE kalın... Kara deryalarda da olsa...

11 Aralık 2007 Salı

Ne oldu şimdi ?

Ligin 15. haftasını da geride bıraktık. Galatasaray açık hakem desteği olmayan maçlarını kaybetmeye başladı. Beşiktaş muamma, Fenerbahçe ise Janus gibi. Nedir Janus ? İki yüzlü bir tanrı.

Olumludan başlayalım, Fenerbahçe'nin kondisyonu kötü diyenler sanırım düşüncelerinde ne kadar haksız olduklarını gördüler. Oyuncuların fiziksel yapısından dolayı problem yaşayabiliyorlar ama takım halinde oynadıklarında şekil değişiyor. Alex bile koşabiliyor... Semih'in enerjisi ve Vederson'un enerjisi maalesef biraz daha kısıtlı.

Tuncay'ı arayanınız var mı ? Hani takımın ruhu...

Fenerbahçe kaybetmemesi gereken maçları kaybetmediği gibi kazanmayı da biliyor... Ama hala bizim istediğimiz gibi eze eze değil. Her maç ezerek kazanılmaz, kabul. Rakipler de en azından hiç birşey yapamıyorsa da koşuyor. Bir de bazen hakemler eklenince, olmuyor işte. Hem Avrupa hem Türkiye'de. Avrupa deyince, duymaz muhtemelen ama, Sayın Şener Erzik bu kadar mı pasif? Hiç mi etkisi yok? Maçlarımıza çıkan bazı hakemler, bazı düdükleri ( bkz Devid kırmızı kart ) nasıl çalıyor anlamıyorum.

En güzel yorumları Rıdvan yapıyor aslında. Zico kaybetmeden kazanma işini çözdü, sıra bize karlı kaybetbetmemeye oynayanlara kazanmaya geldi. O sanırım kadro zenginliği ile alakalı olacak. İşin o tarafı da fena gitmiyor hani. Yedekten gelenler de oynuyorlar. Selçuk - tüm agresifliğine rağmen Uğur, yetenek sıkıntısına rağmen elinden geleni yapan Önder, kısa sürede dönen Kezman... Ya da Volkan...Herkes hazır kıta gibi... Hani baskette farkı banktan gelenler yaratır denir ya...

Bir paragraf Alex'e... Büyüksün ve inşallah şampiyonlar ligi yükselişi ile birlikte Brezilya Milli Takımı yolu da açılır sana.

En sevindiğim husus da şu "duruş" diye başımızın eti yenilen şey. Beşiktaş seyircisi yere göğe sığdırılamıyor ya, takıma destekleri diye. Maç seyretmeden sadece yüksek tondan zikr yapar gibi bağırıyorlar. Bizim seyirci artık maçı yönlendiriyor. Maçla birlikte tepki veriyor ve bunu da resmen bir eğitimle birlikte yapıyorlar. Bizim duruşumuzu herkes GS maçında gördü. Duruş söylenmez, yapılır. Song'a bile yaptığı sonrası birşey verilmediyse ya da Song'un o kafaya attığı tekmeye sarı kart veren hakem Devid'in kafasına (!) kırmızı verip küfür yemediyse duruş budur.

Olumsuz... Bize bir santrfor lazım, bir de maçları takımına göre oynamak... Başka ne diyeyim...

Son bir söz Mehmet Ayan'a... Geçmiş olsun, demoratlık iddiasındaki tarafsız görünümlü gizli saldırgan. Sözünü dinledim artık seni dinlemiyorum. Yazık ki birşey diyememişin maçtan sonra, olay da çıkmadı ya hani... Hatta Portekize gitmişin.

Her zaman Fenerle kalın

9 Kasım 2007 Cuma

KARA DERYALARDA BİR FENERSİN ..

7 Kasım 2007 Çarşamba

Cüneyt Arcayürek Spor yazdı

Ulusal Takım ve Tarikat İlişkilerine Dair...

Barzani 'nin adamı, Kürt Dışişleri Bakanı Türkiye'yi uyutmayı deniyor: Sözle uslanırmış gibi PKK'ye "Topraklarımızı terk et, dedik" diye demeç veriyor.

ABD Savunma Bakanı Gates , "Türkler blöf yapmıyor, (sınır ötesi harekât konusunda) ciddi" diyor.

Pentagon ise, "Askerlerin harekât konusunda 'hevesli' olmadığını" öne süren açıklamalar yapıyor.

Hükümetin başı, hemen neden yapılamayacağını gösteren gerekçesinde, sınır ötesi harekâtın "ekonomik, siyasal ve askersel yönlerinin olduğunu" öne sürüyor.

Bu açıklamalardan çıkan sonuç: Hükümet "bekleyecekmiş!" Neyi? Herhalde Godot 'yu! Ya da "Bekledim de gelmedin" şarkısını halkın sindirmesini....

Sonucu kestirmeye olanak tanımayan, kafaları karıştıran, birbirine ters düşen açıklamalar...

***

Oysa, spor sayfalarında, siyaset adamlarının dilinde ve sözlüğünde bulamayacağınız ulusal bir sorun sürekli gündemde.

Tarikat, cemaat mikrobu siyasete, medyaya, bürokrasiye, toplumun çeşitli kesimlerine sızdı. Ulusal gururumuzun simgesi ulusal takıma da burnunu soktu. Kimi kulüpleri parmağının ucunda oynatıyor.

Önce Galatasaray'dan başladı. Takıma Fethullah Gülen mikrobunu Hakan Şükür adındaki artık varlığı ve kıymeti harbiyesi sorgulanan futbolcu soktu. İlk resimleri camiye namaz kılmaya giderken yayımlandı ve sonra...

Fethullah Gülen'e olan sevgisi ve bağlılığını ifade eden boy boy demeçleri gazetelerde yer aldı. İtalya'ya gidip -tabii orada Fethullah'ın borusu ötmediği için- takımda istediğini yaptıramadan geri döndü. Gitmeden önce dışarıda futbol oynama iznini Fethullah Gülen'den aldığı yazıldı.

GS içinde ikilik yarattığı söylendi, ulusal takımın başındaki Ersun Yanal , Fethullah Hoca'sına güvenmekten başka çoğu özelliklerini yitiren, yaşı geçmiş, takımda ikilik yaratan bu futbolcuyu ulusal maçlarda takımdan uzak tuttu.

Takıma kimlik kazandıran başarılı hizmetler verirken, bu nedenle Gülen darbesiyle görevinden uzaklaştırıldı.

Bu Hakan Şükür adındaki Fethullahçı'nın Seul'deki dünya şampiyonasında ulusal takım yöneticilerine çıkardığı zorlukları, takımı nasıl ikiye böldüğünü, hatta cami bulunsun diye yaptıklarını bilen biliyor. Bu yaşı geçmiş futbolcu, son demecinde (11.09.07) "Beni eleştirmeyin, Allah'ın gücüne gider" diyor. Neredeyse kendini Tanrı-futbolcu ilan edecek!

***

Bir diğer örnek; son günlerde şımarık, terbiye dışı halleri ve takıma yararlı olmadığı görülmesine karşın ulusal takımda yer alan Emre Belözoğlu, İtalya'da tükendikten sonra Fenerbahçe'ye transferi söz konusu iken... (olayın bire bir tanıklarının açıklamalarına göre) ABD'ye gitti. Fethullah Gülen ile görüştü. Ancak üç buçuk milyon dolarlık bir anlaşmayla FB'ye gelmesine izin alamadı, İngiltere'de bir takımla anlaştı.

Son günlerde Beşiktaş'a Gülen'in sağladığı öne sürülen 40 milyon dolar kredi günlerce yazıldı.

Takımın başına getirilen Ertuğrul Sağlam sağlam bir dinci. Karısı örtülü ve Kayserispor'dan Beşiktaş gibi büyük bir takımın başına getirilmesi Fethullah Gülen'in marifeti.

40 milyon dolarlık kredi kıyağının gündemde olduğu sıralarda bir demecinde Ertuğrul Sağlam, "bana kulüp başkanı da dahil kimse karışamaz" içeriğinde bir demeç verdi. Gücü Fethullah'tan geliyor.

Hatta (bu konularda geniş yayın yapan, kimi spor adamlarını konuşturarak Gülen'in spor alanındaki marifetlerini açıklayan Aydınlık dergisinde yayımlanan bilgiye göre) Trabzonspor'da da Fethullahçılar bulunuyor.

Aydınlık'a konuşan TBMM Futbol Komisyonu üyesi CHP Milletvekili Ahmet Ersin ; Hakan Şükür'ün Fethullah tarafından korunduğunu ve futbolcuyu tarikat ilişkileri yüzünden ulusal takımdan kestiği için Ersun Yanal'ın görevden alındığını doğruladığı gibi, futbola tarikat ilişkilerinin girip girmediği sorusuna verdiği yanıtta:

"...Evet doğru. Başta (TBMM komisyonunda) bütün spor dallarında tarikat ilişkilerinin çok yoğun olduğunu ve sporu yöneten kademelere kadar sıçradığını söyledik... O dönemde komisyonda biz CHP adına üç kişiydik, AKP'li vekiller çoğunlukta olduğu için rapora tarikat ilişkileri konulmadı..." dedi.

***

Avrupa ölçeğinde birer değer olan futbolcularla Malta'dan beri aldığımız sonuçlar ortada. Yunanistan maçı tüy dikti.

Takımın başında: 2005 yılından beş yıllık sözleşmeyi yıllık 1 milyon 330 bin YTL'ye (ayda 110 milyar) imzalayan... yenilgilerden sonraki eleştirilere "ders almam, ders veririm" diye bir spor adamına yakışmayan etik dışı çıkışlar yapan.. sahalarda ve saha dışında bir zamanlar topuğu basık ayakkabı giymesiyle dikkatleri çeken ve örneğin Mussolini 'ye benzer yüz ve vücut hareketleriyle dikkati çeken Fatih Terim adında spor adamı var.

Tarikatçı Hakan Şükür'ü herkese inat oynatıyor. Tribünlere terbiyesizliğini kanıtlayan kol işareti yapan Emre Belözoğlu'nun koluna kaptanlık bandını takıyor.

Kurguladığı takım ve oyun planı başarısız. Tribünler istifa diye bağırıyor.

Ulusal takım tanınmaz hale nasıl geldi? Altına imza atılacak nedenler: "Terim takımı sürekli gerilim politikasıyla yönetti. Her şeyi ben bilirim havasında. Neden oyuncularla yıldızı barışmadı? Herkesi küçük gördü. Egosuyla takımın önüne geçti. Basını karşısına aldı. Değirmen gibi futbolcuları öğüttü." (Vatan-19.10.07)

Yere düşmedikçe, son maçta da başarısız olmadıkça ayrılmayacağını beyan ediyor.

Oysa, futbol takımları Fethullahçıların oyuncağı değil.

Ulusal takım da Terim'in değil, Türkiye'nin ulusal takımı!

5 Kasım 2007 Pazartesi

Duramadım daha fazla... Herkes zaten sessizdi iyice sessiz oldu, ses çıkaramayanlar da facebook çılgını oldu, vakitsizlik bahane, paylaşımsızlık şahane. Paylaşmak için rakı sofrasına ihtiyaç var mı ki acaba ?

Yok yok... Fauldü değildi tartışmalarına girmeyeceğim. Bence faul, değilse kimse Anelka'nın eline faul demesin. GS.nim golü ofsayytı değildi tartışması da yapmayacağım, bence ofsyat.

Ama büyüklüğümüzü bir kere daha takdir edeceğim. Neden mi ? Basit, ama yorum işte... bence işte... :)

BJK başkanı neler gördü geçirdi, hala yanlış dümen sularında gezdiğine uyanamadı. Kendisine verilen 2 Fortis kupasını hastane hastane gezdirdi, küçük mutluluklara taraftarlarını ters köşeye yatırdı. Geçen seneki biri yarı final biri final olmak üzere peşpeşe hakem rezilliklerine rağmen "gururumuzla oynadık..." falan yazan formalarla kupa törenine çıktılar. Bize de 1-1 bitirilen rezil maçtan sonra emzik attılardı İnönü'de.
Eeeeee, şimdi ne olcak ?

A ) Kendi statlarında emzik servisi başlayacak
B ) Siz çok haklıymışsınız diyecekler
C) Biberona geçecekler. ( Ne de olsa Fortis kupası ile mamalanıyorlar )

Maçlara da PAF takımı ile çıkacaklarmış. Yazık çocuklara, bence atletizim takımı ile falan çıksınlar. ( Tüf, yoktu onların atletizim takımı, adı jimnastik ama kendisi yok )
Sponsorlar da isterlerse çekilebilir mişşşşşşşşşşşşşş... Hadi canım, sen de...

Neden Gs maçından sonra konuşmadılar. E biz büyüğüz de ondan, bizle akıllanıyorlar.

Bugün hala televizyonlar faulu tartışıyor valla, GS'nin ofsaytından tık yok. BJK'dan hiç tık yokkk... Neden ? Biz büyüğüz de ondan...

Ey büyük allahım, sen akıl sahibi olmadan konuşanlara yardım et... Santrforsuz, stajer teknik direktörlü 3 cephede koşan bu takımdan yardımlarını esirgeme.

Son bir söz BJK başkanına : Düne kadar Anadolu takımları adına da konuşuyordu. Dün dediki, "bizim iki rakibimiz var" Diğerleri figüran mı ? Haydi Anadolu takımları, akıllanın... Bir taraftanda hatırlayın, Kadıköy Anadolu yakasındadır.

Kalın sağlıcakla

12 Ekim 2007 Cuma

bayram da bayram


yine bayram, yeni bayram... Artık tadı da değişti, çikolata ve şekerler başka bir güzel... sevdiklerini görmek de kolay... internet var, webcam var... konuşmak olaydı artık görmek kolay...


Kartpostallar vardı artık sms ve e- posta var... Ama yaşlandıkça tatil konseptinden sevgi konseptine geçişte olay... Hangi yaştaysak, her nerdeysek, kiminleysek hepimiz bayramı kutlu olsun...


Sevgiyle, sevdikleriniz ve sevenlerinizle... Ama şekerleriniz bile sarı lacivert olsun... Yanınızda olamayanlar, yanında olamadıklarınız kalbinizde olsun, bütün bayramlar FENERBAHÇELİ olsun...


Sevgiyle kalın