12 Mayıs 2008 Pazartesi

13 Eylül 2007 ve bugün

Aşşağıdaki yazı, 13.09.2007 tarihinde yazılmıştır...

Sıcağı sıcağına yazınca belki farklı olur dedim. Maç yazısını yazarken nasıl bir giriş - gelişme - sonuç olsun diye düşündüm, sanki kompozisyon yazacak gibi. Acı ama gerçek, çünkü gene keyifle yazamayacağım :(Olayı üçe ayırmaya karar verdim. Zico ve yeni sistem, oyuncular, hakem...Ben oynanan oyunu kötü bulmadım aslında, fazla pozisyon vermeden ( ki o da gol oldu, Volkan adama değil, topa baksa o da olmayacaktı ) ve bol pozisyonlu izleniminde bir maç seyrettik. Sanki Fener defans olarak bu 3 - 5 - 2'yi kıvırır gibi ancaaaakkkk... Hakikaten 3 - 5 - 2'mi oynadık o tartışılır. Bu sistemde defans çok sırıtmadı ancak her zaman söylediğim gibi Önder sağ bek değil ve bu sistemin de sağ adamı olamayacağı gibi topu kullanma becerisi sınırlı olduğu için maalesef göbek adamı da olamaz. Lugana ve Edu ok ama Carlos bu sistemde çok yorulur gibi duruyor. Benim beklentim Wederson ile Carlos solda şeklinde idi. Ama en kötüsü çift santforlardan biri yine gezgin adam rolune soyunmuştu. O gezgin adam ki harcadığı onca efora rağmen diğer santfor olma rolunü üstlenemedi ve bence bu Zico'nun hatasıydı.Diğer hata bence yine Zico'nun bir teknik direktör olarak bu sistem için gerekli konsantrasyon ve özgüveni sağlayamaması idi. Hayatımda ilk defa Selçuğu bu kadar tedirgin gördüm.Ve yine bu sistemde korkudan kıpırdayamayan Ali Bilgin'in o özgüven erezyonunu... Futbolcular 30 - 40 dakika yine topun arkasında kalma oyununu oynadı ve defanstan dönen topa yine 30 metre tek bir Fenerli giremedi.Alex çok iyiydi ve bu bence sistemin eseri idi... İlerde her halükarda kalabalıklaşınca tutulacak adam sayısı arttı ve Alex de boş koşularla kendini açığa çıkartabildi. Rakip sadece rahat rahat Kezman'ı tuttu, öbür santrfor tutulmamak için olsa gerek sağa sola deplase olmakla meşguldu.Sonunda süper Zico gene yapacağını yaptı ve dili dışarıdaki Ali Bilgin'i değiştirmek için 70. dakikayı bekledi. Anlamadığım bir şekilde de Selçuğu çıkardı yanında Devid'i değiştirmek yerine. Lazaroni de 70'i beklerdi mutlaka. Bu acaba bir Brezilyalı takıntısı mı?Hadi Selcuğu çıkartı ( belki de sakatlandı, yorum yapmamak lazım ) yerine giren Gürhan'ın görevi neydi ?Süper Zico diğer süper hareketi için dakika 82'yi bekledi. Süper yedek, genç Semih oyuna girdi. ( Pa - ra - tor 37'lik Şükür için;"gençler böyle söyler" dedikten sonra gençti vallahi ) Ve bilin bakalım sonra ne oldu? Bir kanadı R.Carlos öbür kanadı C.Kazım olan Fener topu bunlara geçirip iki santforuna kanat ortası yapmak yerine orta sahadan şişirmeye başladı.Bu Zico, elektrik değilki meret biraz da pozitif verelim... Olmuyor, olamıyor...Rize'den bahsedemeyeceğim, çok koştular, çok çabaladılar ama onların konsantrasyonu maalesef bizde yoktu ve bu da maalesef T.Direktör göreviydi.Gelelim oyunculara, Volkan iki hata yaptı. Birini hep yapıyor ve topları bakarak kötü şişiriyor ama maalesef öbürünü de hep yapıyor, yan toplarda yerden top yerine adama atlıyor :(Edu ve Lugano bence iyiydi. Önder dediğim gibi, yetenekleri kısıtlı ve sırıtıyor. Orta yok ( var da... ) düzgün pas yok falan falan.Carlos korkudan ekonomik oynamaya çalıştı. Aurelio yorgundu, yine de sırıtmadı. Selçuk gergindi. Ama bu sistemde göbekte mutlaka Appiah olmalı. Çünkü göbek oyuncuları hem topa hakim hem de ileri doğru oynayabilen adamlar olmalı. Ama Aurelio'da bu pas yeteneği kısıtlı.Alex dediğim gibi gayet iyi idi bence. Ali Bilgin bu sistemde göbekte oynar, sağda değil. Colin daha iyi bir başlangıç olurdu. Girdikten sonra da pek bir şey yapma şansı olmadı. Önder'in önünde 5'in sağı olmak kolay değil :(Kezman, uğraştı, didindi, bir attı bir kaçırdı... 2 top varki öbür santrfor hakiki santrfor olsa dönen ve boş bıraktığı toplara golü yapardı.Hakeme gelelim. Söylemek istediğim çok şey var ama terbiye diye bir şey de var. Bu maçtan önce Chealse maçı vardı ve 11 dk.ka uzadı. Kaleciye sarı kart göstermek için 85'leri bekledi ( ki bizim stadta bizim kalecilere daha çabuk kart gösteriliyor ) sonunda 3 dk.ka uzattı, o zaman kaleciye helal olsun. 6 oyuncu değişikliği zaten 3 dk.ka, sakatlıklar vs 5 dk. bir de kaleci... Ama kaleciye kart gösterip 3 dk. uzattığına göre bu kart haksız bir kart...Aurelio'yu arkadan iten vatandaşın kartı var diye pozisyona faul bile vermedi ve kart gösterirken kartı olmayan Rizeli oyuncuları tercih etti. Kezman'a yapılan faulleri külliyen es geçerken onun dokunduklarını çaldı, ikililerde tercihler genelde Rize'de kaldı.Ben de bu sayede bu sene GS.nin neye güvenip bu kadar para döktüğünü anladım. Beşiktaş başkanı olacak vatandaşın da niye şarlamaya başladığını. Çünkü 3 -5 maç sonra Zico da düzelse bu iş böyle giderse futbolcularda "biz ne yapsak olmayacak" psikolojisi oluşacak ki işte o zaman yandık...Hepsine helal olsun. Federasyona da, MHK'ya da... Yolunuz açık olsun. Bu sene el birliği ile ( bizim katkılarımız da olacak tabi ) GS şampiyon.

Bir yazı daha gelecek tabi ki...

Yine de Forza Fener

ADALET

Aslında eğitim sorunu gibi cok klasik bir kelime ama bu unsur cok seyi anlatır derinlerde. Bu sezon icin de kime sorarsanız sorun, ligdeki sıralamayı yaptığında. FB-GS-Sivas-BJK yapıyor. Bu sıralama adaletlidir. Buna duygusal falan bakıp da cevapğ vermiyorum, ama futbolun adaleti herseye yansımalı, kötü örnekler örnek olmamalı. Bu kötü örnekler türk futbolunu da etkileyecektir. bakın göreceksiniz, teknik direktörü bile olmayan, bir sürü sorunlarla uğraşan, hatta tarikatçı bağlantılarla gündemde olan bir takımın şampiyon olması futbolun geleceği açısından tehlikelidir.

Bu kötü örnek takımın şampiyon olması bir sürü yatırım yapan takım ve futbolun içindekileri de gerek yok sözleriyle geri çeker. Bu durumda sponsorlar azalır, yatırımlar azalır, eeeeeee herkes kötü örnekle yola çıkmaya başlar. İşte esas kötü olan da bu. Amaaaaa FENERBAHÇE şampiyon olsaydı. Bu diğer klüpler için örnek olacaktı, Türk futbolu için mrnek olacaktı, diğer klüpler kendilerine gelmek zorunda hissedeceklerdi. Çünkü hem şampiyon olmuş hem de avrupada belli bir yere gelmiş FENERBAHÇE ile başa çıkmak için çok şey yapmak gerekecekti. işte bu da ligimizin değerlenmesi ve dümnyada izlenmesi için yatırımların artması anlamına gelecekti.

Bu arada sevgili dostum Cenk Kıral'ın ve onun gibi düşünenlerin veya bunu bize düşündürtmeye çalışan yatırım karşıtı FENERBAHÇE lilerin "RUH YOK" söylemine. fenerbahçelilik ruhu taşımayan futbolcuların çoğunlukta olmasına. Bu söylem çok da geçerli değil. Aslında GS deki bu aborjinler misali bir yapılanma yani GS ruhu ile alakası yok. Dİçerden ve dışardan yalınızlık korkusu, kenetlenmeyi arttırdı sadece. ve tabi ki ruhu ateşledi. Ama bu ruha baktığınız zaman, son 7 haftada ne kadar kötü olduklarını da görmezden gelmeyiniz. Bu nasıl ruhmuş ki, son anlarda maçlar kazandılar. sadece "Çıkmadık candan ruh kesilmez"

Bakın göreceksiniz, şampiyonumuz gruplara kalmak için çok zorlanacak, kalmaası mıcize olarak görüyorum. Ama tekrar mı aynı şeyler, onların şampiyonluğundaki en büyük sebep olan bizler ve çok bilmişlik, vurdumduymazlık, aymazlık ve ukalalık tekrar başımıza iş açmazsa tekrar ruh mu ortaya çıkar. elemelerde bizim işimiz cok zor değil, ama onlar kalamaz ise Eeee ne olacak Ruh larına !!!

11 Mayıs 2008 Pazar

LEJYONER KADRO SIRADAN SONUÇLAR

Dünkü yazıma ilaveten bir konuyu altını çizme adına farklı bir yazı ile dikkatinize sunmak istedim. Özellikle bu sezon daha da gözüme batan bir konu. O da, takımın içindeki yabancıların çoğalarak, takımın özündeki Fenerbahçelilik ruhunun önüne geçmesi. Yabancı oyuncuların gelmesine karşı değil, bilakis taraftarım, ama bunu yaparken, bu işin esasında taraftarlık ruhuna da değen yönleri olduğunu unutmamak lazım. Neredeyse tamamı bu takımın nüvesindeki Fenerbahçelilikten uzak, bir tür lejyoner kimliğinde olmasının bizi nerelere taşıyacağına sanırım herkes şahit oldu. Bir FB'li için GS maçının önemini ne kadar anlatsanız da onu ancak bu topraklarda okulda, iş yerinde, kahvede o rekabeti soluyan insanlar anlar. Bir maça çıkarken üstündeki formanın kaç gram geldiğini, neden sonuna kadar maça asılması gerektiğini ancak o formayı üstüne geçirmeyi hayallerinde yaşatanlar anlar. Kimseye bunu izah edemezsiniz, etseniz de yaşatamazsınız. Ali Samiyen'de maç kaymetmek değil, kaderini korku dolu bir ruh haliyle kabullenip, mahkum oynamaktır bizi üzen. Çünkü bu topraklarda bunu asla kabullenmeyen 20 küsür milyon taraftar vardır, ve onlara çıkıp "insan yaşadıkça öğreniyor" diyemezsiniz.

Bugün takımın içinde çok değerli oyuncularımız vardır, şüphesiz. Ama, toplamda bakıldığında ruhunda Fenerbahçelilik taşıyan kaç şahsiyet vardır tartışılır. Lejyoner derken sadece yabancı pasaportu taşıyanları kastetmiyorum. Ali Bilgin gibileri de benim bu tanımıma uyan oyuncular. Çünkü eğer onlarda benim bahsettiğim türden Fenerbahçelilik ruhu olsaydı, 2 hafta önce Ali Samiyen'de korku tünelinde girmiş ilkokul öğrencisi gibi dolanmazlardı. Hiçbir halini hiçbir zaman sevmediğim, sevemediğim Hakan Şükür'le Hasan Şaş'ın şu halleriyle GS'ı bu ortamda şampiyonluğa taşımalarıdır beni üzen. Umarım beni üzdüğü gibi, birilerinin de bazı şeyleri görmesine yol açıyordur.

Son tahlilde, aslında kimse yönetimden illa ki dünya starını getirmesini istemedi. Belki de FB'nin yapması gereken, tekaüt olmuş futbol molozlarına milyarları vermek yerine, Afrika'da geleceği parlak oyuncuları 13-14 yaşlarında buraya getirip, 3-4 sene kendi normlarımızda eğitip, hale yola soktuktan sonra kendi starlarımız haline dönüştürmek olmalı. O zaman hiç olmazsa, ruhunda Fenerbahçeliliği yaşatan lejyonerlerle ilerleriz, ki bence denemesi çok da mantıklı bir yaklaşımdır.

10 Mayıs 2008 Cumartesi

Geçmiş Olsun 2007-2008 sezonu













Herşeyden önce herkese geçmiş olsun, GS'lı dostlara da tebrikler. Öyle ya da böyle, bir sezon daha bitti, ve aslında işin özünde bir sezonu geride bırakarak, bir sene daha yaşlandık. Bu da ayrı bir gerçek. Benim şahsen bilinçli olarak anlayarak geçirdiğim 34. lig sezonu oldu. Aslında, 2006'da Denizli faciası ve bu sezonki yanlışlar olmasa, bugün bu yazıyı toplamda 20. ve üstüste 5. şampiyonluk umutları üzerine yazabilecektim. Hani öyle çok da uzak bir durum değildi eğer bazı saçma hatalar yapılmasa.












Önce bu sezona dönüp bakarsak, olay çok hoş başlamaya namzetti. GS, sulu bir 19 Mayıs derbisinden sonra 5 maç seyircisiz ceza almış, biz ise Roberto Carlos gibi ilavelerle son derece moralli bir giriş yapacaktık, ama olmadı. Daha ilk başta Istanbul Büyük Şehir Belediye'ye 2-0 yenilerek işe yanlış ayakla başladık. Sonra CL telaşı filan derken lig hep kenarda boş zamanlarımızdaki hobisel bir takılmaya döndü. Aslında, bu defa (önceki pek çok senenin aksine) CL'deki güzellikler bizim kendi ligimizdeki eksikliklerimizi ve hatalarımızı görmemizi engelleyen bir örtü gibiydi. Hiç olmayacak yerlerde, olmayacak puanları saçtık, ve ama bunlar olurken de, sanki 'zamanı gelince tüm zayıf aldığı sınavları bi şekilde kurtaracak öğrenci' gibiydik. Aslında, daha ilk baştan görülmesi gereken başka bir unsur da fikstürdü. Bu seneki fikstür son yıllarda benim gördüğüm en zor fikstürdü. Tüm derbileri ilk yarıda oynayıp, GS ile sondan 3. hafta, ve en sonda da Trabzon'la, hem de ikinci yarıda onların sahasında oynayacaktık. Bu demekti ki, bizim son 3 haftaya 10 puan filan gibi bariz bir farkla girmemiz gerekirdi ki bir kazaya kurban gitmeyelim. Daha fikstürü ilk gördüğüm zamanki korkum ne yazık ki başımıza geldi.












Şimdi oturup tek tek tüm maçların analizini yapmak yersiz olacak, ama sezondan bence alınması gereken derslere odaklanırsak, bence en önemli konu başlıkları şöyledir:












ZICO: daha sezonun başından itibaren hep eleştriler vardı. Her maça standard aynı tertip ve düzenle başlaması, oyunu okuyamaması, hatta bazen çok temel teknik direktörlük ögeleri bile eleştirildi. Bence Zico hayata ilişki odaklı olarak bakan ve çok da zeki ve yaratıcı olamayan birisi. Futbolculuk günlerindeki ışıltı ne yazık ki antrenörlük kariyerine yansımamış. Halbuki ilk sene takımı ve ülkeyi tanıdıktan sonra, artık bu sene olayı şaha kaldıracak hamleleri yapması gerekirken, çok lüzumsuz noktalarda olayı açmaza sürükledi. Kezman'da inat etmesi, takıma santrafor mevkisinde kafa toplarında avantaj sağlayacak birisini aldıramadı. Takımı 1.lige bir türlü tam olarak motive edemedi. Rotasyon diye Bursa'ya yenilmemiz, Ankaraspor maçındaki penaltı düzensizliği, ve bunun gibisinden çok temel hataları oldu. Hele hele son dönemdeki Maldonado tutkusu göz göre göre şampiyonluğu GS'a verdirdi. Bence FB gibi takımların başındaki kişiler bu tür kritik anlarkaki hayati müdaheleleriyle olaya adlarını koymalılar. Zico, özünde ilişki odaklı bir kişiliğe sahip olduğu için, futbolcusuyla kuracağı ilişkinin özünü daha makro anlamda takımın genel menfaatlerine yeğliyor. Böyle olunca, çok bariz anlamda yanlışları olan futbolcular 'birgün düzelecek' beklentisi ile maçı zora sokuyor, hatta batırıyor. Ayrıca, en hayati maçımızda GS'a karşı takımı motive edememesi de bariz bir şekilde ortadaydı. Hayret bir şekilde, Türkiye'nin teknik direktör anlamında tutarsızlığı en yüksek lider takımlarından olan FB, bu defa son derece istikrarlı şekilde Zico'da ısrar ve inadını devam ettirerek onun yanlışlarına ortak olmayı benimsedi. Bence Zico'nun hali ortada, ve bana umut vermiyor. Mutlaka seneye yanında oturan kurt bir fulbol dehasıyla işi götürmesi gerekiyor, aksi halde Zico'nun hayat felsefesiyle gidilecek fazla bir yer olmadığını düşünüyorum.




YÖNETİM: En temelde Zico'nun yönetiminden de sorumlular. Transfer döneminde sadece Carlos ile işin gitmeyeceği ortadayken, gerekli ilaveler yapılmadı, ve kendiliğinden oluşan mucizelere medet bağlandı. Bence takımın moral motivasyon ile kritik maçlara konsantrasyon konusunda profesyonel bir spor psikoloğunu devreye almamaları yüzünden sezonu kupa alamadan, sadece bir kaç başarılı Avrupa maçı ve bazı derbileri alarak bitirmemizde çok önemli payları var. Ayrıca, takımda özden yetişme Fenerli oyuncu bırakmamaları da takımı komple lejyoner stili, elini taşın altına sokmayan oyunculara mahkum etti. Tuncay gibi, yenilgiye isyan ederek, braveheart gibi kadere meydan okuyan oyuncuların takımda hiç olmamasına seyirci kaldılar. Appiah'ın sakatlığı sonrasında Maldona'yı getirerek takıma ciddi anlamda düşüş yaşattılar.






ALEX: ikinci yarıdaki GS maçı gibi kritik yerlerde olaya ağırlığını koyup, takımı ateşlemesi gerekirken, çok pasif kaldı. Zaten futbol stili de, Tuncay gibi yırtan ve sürükleyen türden değil. Devreye girmesi beklenen bir çok sıkıntılı maçta aynı eski Alex gibi tatlıya sütlüye pek dokunmayan, adeta misafir oyuncu gibi takıldı. Bence kalması lazım, ama yanına mutlaka daha yırtıcı ve maçın en zor anlarında elini taşın altına sokabilecek braveheart usülü adamlar lazım.






CARLOS: aslında ben oldum olası bu adama ısınamadım. Bana olayını bitirip de son demlerini oynayan tekaüt futbolcu türünü yansıttı. Real Madrit'te iken de sebebini tam çözemediğim bir iritaston hissederdim bu adama. Ligde olayı bir türlü koparamamıza sebep olan lüzumsuz puan kayıplarında başrolü oynayanlardandı. Kendi kanadını boş bırakması neticesinde çok lüzumsuz goller yedik, ama ne hikmetse, kimse onun bu tarafını yazmadı. Maç içindeki bir kaç hareketine aldanan gözler onun kendi savunması gereken yerde durması gerekirken alıp başını gitmesi sonrası yenen gollerde (mesela ilk yarıdaki Kayseri maçı) onun hatasını göremedi. Bence Carlos bir anlamda önde giden bir futbol şarlatanı. Zaten son maçlarda hiç oynayamadı. Bence en fazla 1 sezon sonra o da gitmek ister ve biz de bu şarlatandan kurtuluruz. Kendisini meşhur eden uzaktan şutlarla attığı gollerden bir tanesini bile göremedik, ve hatta şut atma inadı yüzünden olası mümkün pek çok gölü heba ettik.




GÖKHAN: bence senenin en olumlu adamıydı. Uzun yıllar kanatlardan akın yapma engeli olan FB'de bir devri kapattı ve çok olumlu işler yaptı. Son haftalarda form düzeyi çok düştü, ama yine de FB'nin en önemli ismi. Gerçi Türkiye Kupasındaki GS maçındaki lüzumsuz kart görmesi olmasına rağmen FB'de uzun yıllar oynamasını arzu ederim.




LUGANO: önemli ve iyi bir oyuncu, ama profesyonelliğe hiç yakışmayan siniri yüzünden Fenere çok pahalıya mal oldu. Kalması lazım, ama mutlaka terapi görüp lüzumsuz sinirini yenmesi lazım.






EDU: CL maçlarında kendi kalesine gol attı, ama yine de genelde başarılıydı. Artık FB


defansındaki en önemli adam haline geldi.






VOLKAN: bazı maçlarda FB gibi bir takımın kalesi için çok hafif kaçtı. Son GS maçındaki hamle hatası bizden şampiyonluğu götürdü, ama yine de gelişmesi mümkün. Çok daha fazla çalışması lazım.






AURELIO: FB'nin en kritik adamı. Eğer o oynarsa Fener bir başka oluyor. Bu sene ne yazık ki eski formunu koruyamadı ve kritik maçlarda olaya el koyamadı. Orta sahada eskisine oranla çok silik kaldı bu sene.






SEMİH: olay adam. Kimine göre FB'nin tartışılmaz forveti, kimine göre ise FB için hafif kaçan birisi. Çok kritik dönemlerde iyi işler yaptı, ama ben ona sıcak bakanlardanım. Bence kafa toplarına hakim sıkı bir santraforun yanında çok iyi iş yapabilir.






KEZMAN: her zaman olay adam, ama bence artık Fener'den gitmesi gereken birisi. Hem bazı maçlarda takımı yanlız bıraktı, hem de kendini çok yıprattı. Ne hikmetse forvette ayağında topla hiç bir savunma oyuncusunu geçemedi, ama bazen de çok kritik goller attı. Yine de FB'den gitmesi daha hayırlı olacak. Bence artık Katar filan gibi bir ülkeye gidip, emekliliğe oradan giriş yapmalı.






DEIVID: geldiği ilk sezondaki hayalet oyuncu (veya halı saha oyuncusu) halini bu sene çok ilerletti, ve Alex'in pasif halini çok iyi tamamladı. Kritik maçlarda insiyatif aldı, Chelsea'ye inanılmaz bir gol attı. Çok yetenekli, her iki ayağını kullanabilen, tehlikeli bir oyuncu, ve bence kalması lazım





UĞUR: ilk başlarda tepki görmesine rağmen bence yine de FB için önemli bir adam. Sol kanatta bence Carlos'tan bekleneni Uğur yerine getirdi. Kendini biraz daha geliştirerek, öz güvenini arttırmalı ve oyuna daha direk insiyatif alarak katılmalı, hatalı paslardan sonra moralini bozmamalı.






işin sonunda ligi ve kupayı kaybettik, ama bana esas koyan içinden Fetullah geçen adamların zaferi alması oldu. Hatta, iş o hale geldi ki, antrenörsüz bir GS, bu adamların moral motivasyon desteği ile ligi şampiyon bitirdi, ve sanki o ilahi gücün desteği ile adamlar zafere ulaştı. Artık memleketin bu derece kritik ayrımlara ulaştığı bir dönemde hayal bile edemeyecekleri zaferi ellerimizle biz onlara sunduk. Diğer düşünülmesi gereken hadise ise, FB'nin en kritik maçlarında GS'ın yarısı kadar bile hırs ve istekle oynamamasıdır. Bu takımın içinde böylesine önemli oyuncular olmasına rağmen, Ali Samiyen stadında böylesine mahkum oynaması FB yönetimi açısından ciddi olarak ele alınması gereken bir hadisedir. Ali Samiyen'deki yenilgiye rağmen umutların halen devam ettiği haftada oynanan renksiz ve hırsı olmayan oyun tarzı FB'nin ciddi anlamda moral motivasyon desteği eksikliğini göz önüne çok çarpıcı olarak sermiştir. Aynı dakikalarda Sivas'ta GS'ın inanılmaz bir hırs ile Sivas'ı darmadağın etmesi bizim açımızdan kanayan yaranın acil olarak ele alınmasını gerektirir. Bu takıma öncelikle profesyonel spor psikoloğu desteğini, ve takımda FB ruhunu yaşatan isimlerin varlığını sağlamak lazımdır. Tamamı lejyonerle dolu bir FB hiç bir zaman taraftarın beklediği ruhu sağlamayacaktır. Umarım artık yönetim transferlerin yanında bu eksikliği de acil olarak görebilir ve çaresini alabilir. Maçlar kaybedilir, spor içinde yenmek kadar yenilmek de vardır, ama FB gibi bir takımın içinde yaşaması gereken bir takım hırsı lazımdır, ve bu hırs gerekirse 1-0 yenilgiden maçı çevirmelidir. Bizi üzen yenilgi değil, bu hırsın olmaması, ve yenilgiyi taa en baştan kabullenme halidir. Umarım yeni sezonda bu eksiklik de giderilir.








26 Nisan 2008 Cumartesi

Büyük maç (!)

Şaşkınlıkla ve hayretle izliyorum. Hatta şok içindeyim. 27.04.2008 tarihinde oynanacak G.Saray maçımız öncesi medyada yapılan yorumlar beni hatta dehşete düşürüyor.

Psikolojik bunalımları kısa geçmek istiyorum.

Hani Kayseri maçındaki ucuz ( bize çalınmayanlara göre hatta bedava ) penaltı sonrası yayınlanan deklerasyona imza atan her hıyara tuz koşturan jimnastikçilerin ertesi günkü sessizliğini.

G.Saray'ın buraya kadar gelmesi bile başarıdır diyenlerin verilen bedava ötesi penaltıları ve metrelerce ötesi ofsaytları es geçmesini.

Kupa rövanş maçımızdaki katliamı ve sonrasındaki çiftetelliyi...

Denizli maçındaki satılmışlığı, İBŞB maçındaki toptan satılmışlığı...

Trabzon maçında ilk yarıda 47 pas hatası yapan bir takıma karşı kazanılan 1-0'lık maçın zafer ve olağanüstü futbol olarak gösterilmesini...

Kabul bu bir derbidir, çok iyi olan takım tek bir anda tek bir şutla da yenilebilir. Ama herşeyin eşit gibi gösterilmesini gerçekten anlamıyorum.

Yarın için tanrıdan her zamanki dileğimi yineliyorum. Hakkın ve haklının yanında olsun.

Hiç kadro analizine girmeden sadece temennimi ve düşüncemi söyleyeceğim.

Temennim hakemin dürüst olması, adil olması. Düşüncem, biz bu maçı rahat alırız. Alamazsak mı... Neden alamayalım ? :)

Maçtan sonra görüşmek üzere.

Her zaman Fenerle kalın

8 Mart 2008 Cumartesi

Riyakarlık

Bugünlerde felsefe yapmaya hiç niyetim yok, o sebeple bu başlığa aldanmayın. Daha önceki yazılarımda belirttiğim kendini ve Haddini bilmek düsturlarım arasında yer alır, bunun yanında riyakarlığa da dayanamam. Kadir kıymet bilmek de önemlidir.

Sevilla maçı sonrası ister istemez çok şey aklımıza geliyor, öyle olsaydı da böyle olsaydı da ne olurdu. ne olurduysa olurdu ama olmadı. Ama bunlardan ders de çıkartmak gerekir. Şöyle ki, eğer 2. maç bizim sahamızda olsaydı, eğer 9. dakikada 2-0 yenik duruma düşseydik, bu takım oynayabilir miydi. Başta Volkan olmak üzere bütün takıma homurtular dışında küfür ve ıslıklar uçardı ortalıkta. Bu sefer o moralle bu takım maçı çeviremezdi. Bunu çoook iyi düşünmek gerekir. Bundan ders çıkartmak gerekir.

Buradan anlaşılan şeylerin başında da kendi sahanda kazanmanın önemi çıktığı gibi takımı her an desteklemenin ve moral aşılamanın da önemi ortaya çıkıyor. Maçın deplasmanda oluşu maçın dönmesinde en önemli etkendir. Bu fikri aslında bugun maçı sevilla da izleyen eski yönetim kurulu üyemiz Rahmi Eyüboğlu dile getirdi. Çok da haklıydı.

9. dakikada 2-0 olduktan sonra orada bulunan 2.500 kişi de farklı bir şey yapmamış ama onların sesleri çok duyulmadığı için negatif enerji takıma yansımamış. İşte turu getiren en büyük sebeplerden birisi.

ne mutlu bizlere, umutlu günlere

5 Mart 2008 Çarşamba

Sadece sen, yine de sen...

Ganar yazmışlardı, zafer anlamına geliyordu. Dostum Tanyer Sönmezer dedi ki :"onlara GANARYAYI" göstereceğiz.



Yorum, söz, analiz yok... Biz bunu hak ettik! Ben bunu hakettim! Ben Denizli'deydim...



Bu turu Haluk Ulusoy'a armağan ediyorum. Anlar bunu o



FORZA FENER