19 Ekim 2008 Pazar

Kocaeli bir dönüş veya yeniden diriliş olabilirmi?

Bu gece (aslında saat itibariyle dün gece) son aylarda alıştığımız tonda başladı. Silik ve ruhsuz bir oyun, düzensiz paslar ve tam da yanımdaki Murat Mesci'ye "yaw nasıl adamlara böyle geniş alan bırakırlar" diyecekken küt diye golü yedik. Oyunda sadece Semih vardı duruma itiraz eden ruhda olan. Bu gece Alex de ortalarda yoktu.


İkinci yarıda aslında garip bir silkiniş ve kendine geliş vardı, ama aslında o da Semih'in olağan üstü klas hareketleri ve Guiza'nın müthiş bitirişi ile oldu. Semih'in orta sahada topu alışındaki şık dokunuş ve geçiş ve hemen ardından attığı olağanüstü zarif pası, Guiza nefis bir şekilde ayağını altına koyarak kalenin zor tarafına gönderdi. Gerçekten çok klastı golün gelişimi. Yani aslında bu Semih'in Guiza'ya ne zamandır beklediği güzel pastı, ve o kadar. Takım halinde bir toplu diriliş o golden sonra oldu. Sonraları oyuncuların kendilerine gelişi başladı ve 2.gol geldi. Derken kötü bir defans hatasından beraberlik ve son saniyedeki galibiyet golü.


Peki bu Fenerin dirilişi olurmu diye soracak olursanız, olay bence zordur. Keşke bu maç herşeyi değiştiren bir milat gibi olsa, ama bence olamaz gibi duruyor. Nedeni ise orta sahada Appiah benzeri bir oyuncunun olmaması nedeniyle, ve de üstüne üstlük defanstaki hataların derinlemesine artmasıdır. Gelin biraz nedenini açayım: kalede Volkan her an bir çok yerde gaf yapma olasılığı yüksek bir kaleci. Kırmızı kart da görebilir, veya topu ıskalayabilir. Defansta Carlos artık tamamen emeklilik potasına girmiş. Geçen sezon bari bir kaç hareket filan yapıyordu, ve daha diriydi. Artık şimdilerde güçsüzlüğü de çok sırıtıyor, ve çok hayati hatalara açık. Edu ve Lugano bence hiç bir zaman bir Högh-Uche ikilisi olamadı. Hücumda uzun zamandır kaleye tehlike yaratan hiç bir kafa vuruşları yok. Kornerler ve frikikler boğuşma içinde ve sonuçsuz kalıyor. Ayrıca orta sahadaki alan boşlukları bu ikiliyi çok zor duruma düşüren ara toplarla karşı karşıya bırakıyor. Sağ bekte Gökhan ya yok, yada oynasa bile eski Gökhan olamıyor. Orta sahada Emre tam bir rıfkı gibi elimizde patladı. Deivid de olmayınca halimiz çok zor. Alex en iyi gününde bile takımı kurtarmaya yetmiyor, çünkü kadroda derin boşluklar var.


Aslında kadronun yetersizliği, alttaki bir yazımda da belirttiğim gibi geçen seneden beri ortada. Yedek kadro olaya kendini koyacak güce sahip değil. Daha da fenası takım sanki ruhu olmayan bir beden gibi. Tribünleri ateşleyecek, zor anlarda ortaya çıkacak bir braveheart türü birisi yok. Semih bu ruha sahip tek adam, ama yetemiyor. Gerçi bugün maçı çeviren adam Semih'tir, ama her maç böyle son saniye balı işlemez. Bu gerçeği şimdiden kabullenerek, bizim acil olarak takımı ciddi bir tasfiye ile yeni bir yönetimin eline vermemiz lazım. Yani, Aziz Yıldırım'ın acilen kendini ve yönetimi devre dışı bırakarak, yeni bir yönetime yol açması lazım. Bu yeni yapıda, artık çok pahalı Avrupa artıkları yerine, genç ama gelecek vaad eden oyuncuları keşfeden bir scouting yapısına geçilmesi ve Afrika gibi yerlerden genç yetenekleri önce genç takımda 1-2 sene pişirip, A takıma geçişlerini programa sokma yaklaşımı lazım. Bunun bir süre alacağı şüphesiz. O süre içinde mecburen klasik yaklaşımın bir müddet takımı idare eden bir yapıda, ama yeni oyuncularla ve bol "kaliteli" yedek kadroyla olmalı.


Öneri başlıklarını sıralamak gerekirse:

* yönetim artık devreden çıkacağını beyan ederek yeni oluşumlara kapı açması ve mart kongresine böyle gidilmesi lazım.
* yeni yönetimin Edu-Lugano-Carlos-Maldonado gibi isimleri devre dışı bırakıp, yeni yabancılarla işe başlaması lazım.
* Scouting işini çok ciddi 4-5 kişilik ekiplerle ele alması ve en az 4-5 yeni yetenek keşfedilip takıma kazandırılması lazım.
* Takımın içinde tribünlere Fenerbahçelilik ruhunu pompalayan güçlü ve oyuna her an insiyatifi ele alarak ağırlığını koyan isimler yaratmak lazım (Tuncay gibi)
* Sonuçta 24 kişilik ve ama her biri her an oyuna girince seyirciye heyecan verebilecek isimlerden kurulu bir kadro kurulmalı ve bu kadroda Ali Bilgin, Kazım, İlhan gibi yetersiz isimler olmamalı. Onların yerine Mehmet Topuz gibi oyunda varlığı güçlü isimler olmalı.
Takımın mutlaka psikolojik anlamda motivasyonunu diri tutan bir profesyonel ekip olmalı.


Sonuçta, Fenerbahçe takımında oynayan bir sağ ve sol beklerin her an sıfıra inebilecek kalibrede ve güçte oyuncuları olmalı. Orta sahada her an gol atabilecek insiyatifi her an gösterebilecek isimler olmalı. Fenerbahçe savunma oyuncuları her kornerde ve frikikte gol tehlikesi yaratabilecek türden oyuncular olabilmeli. Luciano'dan beri bu eksikliği hala yaşıyoruz. Edu-Lugano ekibi bu vasıflarda oyuncular olamıyor. Bunun yanında Selçuk ve Deniz takımda kalmalılar. Onlar bu takımın kıvamında yedek bile olsalar faydalı olabilecekleri kanıtlanmış oyuncular. Ayrıca, Gürhan gibi yetenekli ve geleceği olan yetenekler de kalmalı. Mutlaka yeni ve kaliteli 2 kaleci olmalı. Herşeyden önemlisi, artık tek adam zihniyetli, herşeyin başkana odaklandığı yapı yerine profesyonel, ve futbol dehası bir ekiple yönetilen bir yönetim ve menejer sistemi olmalı.


Salı gecesi Arsenal maçı önemli bir dönüm noktası. Umarım yukarıda yazdıklarıma gerek kalmadan bu takımla bu zorlukları aşarız, ama bence bu yapının uzun vadeli şansı ve kredisi çok az.

13 Ekim 2008 Pazartesi

Fenerium

Herkese merhaba,

Bu sefer spor yazmak istemiyorum. Yani her hangi bir dalını. Başarılar hepimizi sevindiriyor ve başarızlıklar da hepimizi üzüyor. Ama hepsi olabilecek şeyler. Kötü gün diye bir kavram da var. Ya da bilek, direk... Her neyse.

Bir klubü klup yapan başka şeyler var ki biz hep bunları da saydık, bunlarla da övündük. Tesisler, kalıcılığı sağlayacak adamlar. Kombine gibi. Ki bu yıl 30.000 kombine sattı bu klüp. Pek çoğumuz da bütçesine göre ya da zorlayarak aldı bu kombineleri. Yıldız transferi var  ya da yok bakmadan. Kimse kendini aldatmasın, Guiza ya da Emre değildi sebep. 
Fenerbahçe idi! Kluptü! Markaydı!

Ben yalnız Fenerbahçeli olduğum için kendime değil, güzel ürünleri nedeniyle aileme de Fenerium ürünlerini keyifle alırdım. 
Sonra bir şey oldu. Fenerium genel müdürü değişmeden önce başladı kalite değişmeye. Ürün çeşidi, kalitesi... Güzel şeyler bulumaz oldum. Başka markalara bakmayan ben zorlanır oldum. Eşim ve 4 yaşında ama Fenerium'a girmeye bayılan çocuğumda.
GS ve BJK'lılar Fenerium'a gıpta ile bakarken birileri satışı forma değiştirmek ya da sırtına numara yazdırmak sandılar galiba. Ya da daha çok mağaza açmak.

Aslında satılan Fenerium markalı, Fenerbahçe logolu, farklı, kaliteli ve çeşit olarak bizleri tatmin eden ürünlerdi. Sonra kalite bozuldu, genel müdür atıldı iyice tarumar oldu herşey...

Sahadaki oyun düzelir, bozulur vs vb... Ama bunlar değişik bozulmalardır. Dikkatli olmak lazım...

Sevgilerimle

Fenerli kalın, Fenerle kalın




1 Ekim 2008 Çarşamba

BU GECENİN GELİŞİ TAA 2 SENEDEN ÖNCE BELLİYDİ

Konuya direk ve damardan girmek gerekirse, bu gece FB takımı oyuncuları beden dersine zorla çıkarılmış gönülsüz öğrenciler gibiydi: isteksiz, arzusuz ve hırssız. Maç boyu topu topu 2 şut, ve ikinci yarının başında 2 ardı ardına kaçırılan pozisyon. Daha da çarpıcı olanı, maçın bitmesine 4-5 dk kala FB'nin rakibi bunaltması gerekirken, ortamda o kadar umut yok ki, seyirciler yavaş yavaş stad terk etmeye başladılar. Böylemiydi eskiden? Maç sonuna 0-0 girilecek, ve stad böyle umutsuz olacak. Öyle sanıyorum ki bu takımın halinden bizler de umudu kesmiş gibiyiz.

Sorun nerede? Aslında çok açık: iki temel oyuncu (Deivid ve Aurelio) yok, yerlerine oynayan Emre çok etkisiz, Maldona ise kelimelerle tarifi imkansız şekilde etkisiz. Üstüne de, kanat bindirmeleri hemen hiç yok olunca ortaya seyri sıkıntılı ve boş bir maç oluyor. Sanki FB Şampiyonlar Liginde kritik bir maç değil de, öylesine rutin bir taktik idmanı yapan bir sıradan ruhsuzlukla oynuyor.

Burada Maldonado'ya bir yer açmak lazım. Bu adam kısa ve hantal. Topları bıçak gibi kesemiyor. Ayrıca, pasları çok sıradan, en fazla 10m menzilli, ve genelde en yakındaki sağ, sol veya geriye yönelik. İleri hayati bir gol pası attığını, veya kaleye ciddi gol tehlikesi yaratan bir şut attığını ben görmedim, görenler de herhalde olmamıştır. Ayrıca, kısa adımlı olmasından dolayı geçilmesi çok kolay birisi. Ataklara katılımı hemen hiç yok. Bu oyuncunun Aurelio'dan boşalan yeri doldurması kumarhaneye gitmeden jackpot kazanmak kadar olasılık dışı.


Emre ise bizim hayal ettiğimizin çok uzağında. Etkili olamıyor, oyuna ağırlığını koyamıyor. İkinci yarıda ceza sahasında altı pasa yakın bir yerde havadan gelen topa ıska geçince maçtaki tek ölümcül hareketini yapamadı. Öte yandan, Gökhan'da biraz kıpırdanma olsa bile, hala geçen seneki çizgiye inen, ölümcül dalışları yapamıyor. Ya bir sakatlığı var, ya da kuvveti yetmiyor, orasını bilemiyorum. D.Kiev bence beraberliğe gelmiş, ve istediğini de kolayca aldı. Her an topu alan FB'linin yanında en az 2 kişi ile bastılar, bize çok fazla alan bırakmadılar. Hatta bir keresinde Volkan muhteşem hatalar zincirinde az daha gol attırmayı başaracaktı. İki kere topa ıska geçerek nadir bir hata rekoru kırdı. Allahtan kaleye uzaktı ve kenardaydı da gol olmadı.


Bence Kazım'da inat edip oynatmak lazım, çünkü kendince bir şeyler yapmaya çalıştı. Her ne kadar çok şey üretemese de bu sene içinde tek umut veren oyuncu o olacak gibi. Alex de çalıştı, ama sonrasında bir faule maruz kalıp düşünce omuzundan sakatlanmış. Alex'le ilgili en önemli gözlem, geçen senelere göre daha gayretli olsa da kornerleri ve serbest atışları sonuca gitmekten çok uzak. Korku yaratan atışlar yapamıyor. Öte yandan Lugano ve Edu ikilisi de kafa vuruşlarında çok etkisiz.

Taktik anlamda ne düşünüldü anlamadım, ama rakibi boğamadık, ve gol pozisyonu üretemedik. Maçın en klas anı, ilk yarıda Alex'in ceza sahası içindeki paslasmalarda Emre'ye nefis bir topuk pası atması girişimiydi, ama biraz hızlı gidince top, Emre bunu alamadı. Eğer alıp da atsaydı, gerçekten çok şık bir gol olurdu.


Sonuçta, yetersiz transferlerle sakatlıklar birleşince ortaya malum kısır tablo çıktı. İşin bence en ilginç yönü, bu maçın kritik önemine rağmen stadta o önemi yansıtan bir heyecan dalgası oluşamadı, çünkü onu yaratacak oyun kalitesi oluşmadı. Çok tatsız ve heyecansız bir maç geçti. Beni esas korkutan, tüm bu olanlara rağmen takımda iş işten geçiyor telaşı ve hırsının olmaması. Hani, son sınavda sınıfta kalma riski olan öğrenci durumu vardır ya, çocuk elinden gelen herşeyi yaparak şansını zorlar. İşte bizimkiler ya sanki sınıfta kalmayı kabullenmiş, ya da, en korkuncu, sınıfta kalacaklarını bile anlamıyorlar, ki eğer öyle ise vay bizim başımıza geleceklere.


Allah herkese sabır ihsan eyler, zira eğer böyle giderse bizi çok kötü günler bekler.

28 Eylül 2008 Pazar


TÜRK PASAPORTU TAŞIMANIN DAYANILMAZ IZDIRABI
Zor bir iştir Türk pasaportu ile seyahat işlerine girmek. Seyahat edenler, hele sık sık edenler bunu çok iyi bilir. Daha maç başlamadan 1-0 yeniksinizdir. T.C. pasaportu ile seyahat etmek istemek demek zaten baştan insana Bedi Rahmi Eyüpoğlu’nun ‘3 Dil’ şiirinin son mısralarındaki ‘otobüsü kaçırmış bir millettin oğlusun’ olgusunu hatırlatır.
Vize ızdırabı ile perde açılır. Bir kaç ülke dışında kalan alemin tüm ülkeleri sizden vize ister. Neler istemezlerki o konsolosluklar. Önceleri defalarca ülkesine gittiğiniz halde hayatta adını dahi duymadığınız evrakları sıralarlar. Hatta bazıları bu evrakların listesini bile vermek için sizden para ister. Yanlış anlamayın, vize bedeli değildir istenen. Vize almak için gereken evrakları öğrenmek için bile para ödeyerek başlarsınız yolculuğa. O evrak, bu belge, özel çekilmiş vesikalık fotoğrafa ifadesiz bakmanız istenir. Neden olduğunu anlayamadığım şekilde ifadesiz bakılır kameralara. Sonra binbir zorlukla ve işinizden gücünüzden çaldığınız zamanla toparladığınız o evrakları götürür koyarsınız önlerine. Her ne hikmetse onlarca kere doldurduğunuz başvuru formunu bir kere daha sonuna kadar, her türlü detayları ile koyarsınız. Alt tarafı 3 günlük bir iş seyahati bile olsa. Hani, oralara göç etmeye niyetimiz olsa anlarız, ama bu kadarcık bir ziyaret için bürokrasinin allahını yaşatırlar. Zar zor ve de lütfen size 15 günlük vize verirler, ama onu da çok girişli yaparlar. Sanki 15 gün içinde o ülkeye bir sürü defa gir-çık yapacakmışız gibi.
Sonra havaalanına gidersiniz. Şimdilerde artık T.C. vatandaşlarını ayrı kuyruktan alırlar, ama daha uzun süre sürer pasaport kontrolünden çıkmanız. Elin yabancısı dıt diye geçiverir T.C. polisinin önünden, ama bizler bekleriz orada. Bir sürü detayı yazarlar bilgisayara. Aslında ya pasaport numarası vardır, ya da vatandaşlık. O numaralardan birini yazarak çağıramazlar kaydınızı, çünkü sistemleri arkaik yapıda olduğu için bilmezler öyle medeni bilgisayar atraksiyonlarını. Her defasında girerler ana adınızı, baba adınızı, doğum tarihinizi ve bilumum bilginizi sanki ilk defa yurt dışına çıkacakmışız gibi. Siz orada beklerken, elin yabancısı çokdan geçmiştir pasaport kontrolü kuyruğunu. Sorarsınız neden diye, derler ki ‘onların pasaportu biyometrik, sizinkisi ise adi plastik kapak üzerindeki yazıları silinmiş, kişiliksiz bir defterdir. Elin Kongo’lusu bile çok daha şahsiyetli bir pasaport defteri taşır. Halbuki o adi plastik kapaklı defteri almak için 81 YTL ödemişsinizdir. Halbuki o paraya dünyanın en kaliteli kağıdından yapılmış pasaportlardan 10 tanesi bile yapılır, ama biz sadece 1 tane adi plastik kapaklı deftere (ki vize sayfalarının yetersizlikleri yüzünden çoğu seyahat edenler bir kaç tanesini zımbalamak zorunda kalırlar) öderiz o parayı. Bilinir cümle alem tarafından T.C. pasaportunun bilumum ülkelerden vize alması gerektiği, ama akıl edilemez o 81 YTL’lik deftere üç beş vize sayfası eklemek.
Bu biyometrik pasaport meselesi ise memleketin hiç tamamlanamayan projesidir. Gelişmiş tüm ülkeler yıllar önce kullanmaya başladılar. Sözüm ona 2 yıl önce bizde de devreye alınacaktı, ama bitemez o proje ne hikmetse. Mahkumdur yurdum insanı dünyanın en şahsiyetsiz, adi görünüşlü defter parçasını pasaport diye taşımaya.
Ha, bir de yurt dışı çıkış harcı vardır işin içinde. Bu ülkenin vatandaşları devlete harç öder her bir sehayat için. Onu da bilet parasına yediremezler, mevzuat engeldir. Dünya’da yurt dışına çıkıyor diye harç ödeyen kaç memleket vardır, bilemem, ama biz öderiz. Hep öderiz o harcı. Hele pasaportun temditini uzatmak isterseniz eğer daha da acaip meblağlar ödersiniz. Sadece 2 senelik pasaporta alırlar 286 YTL. Pasaportu almak da ayrı bir eziyettir, ama hadi orasını şimdilik geçelim. Binersiniz uçağa, gidersiniz hedefiniz olan yere. Daha uçağın kapısından iner inmez dikilir başınıza elin pasaport polisi. Daha pasaport kontrolüne gelmeden bakarlar pasaportunuza, ve eğer vizeniz geçersizse, o zaman koyarlar hemen geri sizi uçağa, geldiğiniz gibi dönersiniz geri. En matrak hatıram da Romanya’dadır. Istanbul’a dönüş uçağına giderken pasaport kontrolündeki kız pasaportuma uzun uzun bakar. Her bir sayfasını itinayla inceler. Pasaportumdaki diğer vizeleri görünce merak eder nasıl bu kadar çok yere gitmişim diye. Sanki bir Türk’ün bu kadar çok ülkede ne işi olabilirki?
Başlı başına bir maceradır T.C. pasaportu ile seyahat etmek. O pasaportun taşıdığı tüm şöhret sırtınızdaki bir kamburdur. Hemen tüm gümrük noktalarında dünyanın en değersiz sayılan ülkeleriyle aynı muameleyi görürsünüz. Belki Azerbeycan’a girerken yüzünüze gülümserler, soydaşlık adına. Belki Azerbeycan gibi bir kaç ülke daha vardır sizi kapıda hoş karşılayan, ama geri kalan her yerde T.C. pasaportu taşımanın dayanılmaz ızdırabı size eşlik eder. Hatırlatır size ‘otobüsü kaçıran bir milletin çocuğu olduğunuzu’. Herkese hayırlı ve sorunsuz yolculuklar. Aman pasaportunuza iyi sahip çıkın, yoksa kaybederseniz eğer, başınıza gelecekleri yazmak için bu satırlar yetmez bile.

21 Eylül 2008 Pazar

Gençler maçı ertesi / 21.09.2008

Zor geçeceği düşünülen bir maçı kolay tamamladık gibi duruyoruz. Ne desek şimdi, ne yazsak, başlasakkkk...

Kaleci Volkan beklenenden iyi idi. Ama maalesef bizim benchmarkımız geçen seneki Alanya maçı. Oysa bu çocuk ümit milli takımla harikalar yaratmış biri. Ve şansına Yasin ya da Can önünde değidi. O yüzden saçma sapan bir hareket yapmadan, yapılması gerekenleri yaptı. Tehlikemi oldu demeyin, şutlardan girip gol olanları çooookkkk gördük biz :)

Önder nihayet doğru yerinde oynadı. En kötü haliyle bile mevcut altyapısı kademe hatası yapmasına engel olduğu için Carlos ya da Gökhan kademe kaybı önlemeye gelirken hata yapmadı ya da aynı alt yapı önde oynamayı emrettiği için takımını geriye yaslamadı.

Gökhan ve Carlos her iki açıkdan destek alamamasına rağmen hem önde oynadıkları hem kademe sıkıntısı ve mesafe problemi yaşamadıkları için daha rahat ve iyi oynadılar.
Lugano son iki maça göre daha az yoruldu bu sayede.

Takımdaki temel sıkıntı özellikle ilk yarı oyuncuların hareketsizliği ve bu yüzden pas alışverişinin bu konuda olağanüstü olmayan Maldo'ya kalıp, Emre'nin de milli maçtakinin yarısı kadar sorumluluk almayışıydı.

Burak sırtı dönük top almayı bilmediği için çok top ezdi ve hata yapma korkusuyla alanını koruyor görüntüsü altında bir süre sonra toptan ve adamdam uzak durmayı tercih etti.
Uğur her zamanki gibiydi. Bir hareketi eksik ya da fazla yapması gereken anın kararını veremiyor bir türlü...

Alex : Ben ne diyeyim ki... Ne diyeyim... Top çaldı, pozisyona soktu, pozisyona girdi, gol attı...

Guiza : İyi oluyor gibi... Sıvacı olmamak için mücadele ediyor... En azından "kardeşim, ben İspanya ligi gol kralıyım. Kilom şu kadar ediyo, bu adamlar bana pas atamıyo ki" havalarında gezinmiyor :)))))

İkinci yarı başkaydı... 10 kişi kalınca daha rahat bir top oynandı ki bu mental baskının da bir göstergesiydi.

Ama bir 15 dakika oynandı ki hareketli olunca neler yapılabileceğini gösterdiler adeta hele Uğur çıkıp Emre sola girince.

Kazım : kadroda ise burak saha da kazım kenarda olmazzzz...

Hakem : Bu kadar kötü ve dengesiz olmak zorunda değiller. Kaç sarı kartı pas geçti, kaç faulu sadece bize diye es geçti...

Aragones : değişiklikler doğru. Çok sakat var doğru. İstediği transferler olmadı doğru... Ama ne yapmak istiyor hala anlamıyorum. En azından artık şu kornerleri ezbere attırma hocam ya.

Bence birilerini fazla dinliyor, bildiği ezberleri de kolay kolay bozmuyor

Seyirci : kime ve neye kızgın ? boş tribün lafı hikaye... Stad büyük :))) bir de para ???

Yine de Forza Fener....






14 Eylül 2008 Pazar

Başkana Açık Mektup

Sayın Aziz Yıldırım,

1998 yılında FB klübü başkanlığa geldiğiniz günden beri yakinen sizi izleyen milyonlarca Fenerbahçe'liden birisiyim. Çocukluğumdan bu yana özel bir sevgi ile bağlı olduğum FB klübü için yıllardır yaptığınız hizmetleri zaman zaman çok eleştiren, ama zaman zaman da hakkınızı çeşitli mecralarda sonuna kadar savunan birisiyim. Bu mektubun amacı, kendimce artık zamanı gelen bir uyarıyı belki de milyonlarca Fenerbahçeli adına size yapmaktır.

Uzun yıllardır bu işe ciddi anlamda emek ve mesai harcadığınızı, hatta zaman zaman sağlığınızı da ciddi risklere atarak gönülden bir hırsla bu işe baş koyduğunuzu görmekte, ve bundan dolayı da kendi adıma size şükranlarımı sunmaktayım. Bu klübü çok alt seviyelerden bugünlerdeki yerine ulaştırmak için çok uğraştığınızı görüyorum. Zaten bunu sadece biz Fenerbahçeliler değil, herkes görmektedir. Bu yolda bazen çok ciddi hatalarınız olmakla beraber, toplamda bakıldığında işin bugün vardığı noktada isminiz çoktan unutulmazlar arasına girmiştir. Türk sporunun sizler gibi 8-10 dirayetli yöneticiyle çok ciddi aşamalar kaydedeceği ortadaki büyük bir gerçektir.

Ancak, burada durup, şapkamızı önümüze koyma vakti gelmiş ve geçmektedir. Geçen 10 seneyi aşkın süre zarfında yönetim üslubunuz sayesinde çok şeyler kazanan FB, aynı oranda kayıplar da vermiştir. Tek adam tarzı, her konuya kişisel iradenizin eleştiri tanımayan yöneticiliğinizle yıllar içinde hasarlarımız ciddi bir yere varmıştır. Değerli katkılarınızı takdir ederek, artık gelinen noktada artık sizin şanınıza yakışan bir veda ile uğurlanması gerektiğine inanıyorum. Şimdi burada her kararınızı tek tek ele almaya kalksam satırlar kifayet etmez. Ama, son geldiğimiz noktada artık FB'nin daha ileri aşamalara sizin yönetim şeklinizle gitmeyeceği aşikardır. Bizleri buraya taşırken gösterdiğiniz cesareti artık bayrağı başkalarına bırakarak, farklı kişilerin burada hizmete gelmesini sağlamanız gerekmektedir. Bugün artık net olan gerçek budur, ve bu gerçeği artık sizin de kabullenme zamanı gelmiştir.

Yıllar içinde FB'ye çok ciddi hizmetleri olabilecek bir çok değerli kişiyi yönetimden şahsi kaprislerinizle eleyerek FB'ye çok önemli katkıları olan oyuncuları yanlış yönetim tavrınız yüzünden uzaklaştırdınız. Sadece bu sezona baktığımızda bile bu hatalarınızın bizlere çok ciddi kayıplar oluşturması kaçınılmaz hale gelmiştir. Bakın size örnek vereyim: sezon başında takımın belki de en sorunsuz olması beklenen kaleci mevkiinde yedek kalecimiz Serdar'ın gitmesi bir hatadır. Şimdi herkesin gördüğü üzere, ortada ciddi bir kaleci sorunu vardır, zira dün gece görüldüğü üzere, Volkan her an takımı yanlız bırakabilecek potansiyelde yanlış tutumları olan birisidir. Öte yandan, takımın en önemli oyuncularından Aurelio'nun gidişi de sizin engel olmanız gerekirken, yanlış tutumunuz sayesinde takıma mal olan bir hasar haline gelmiştir. Yerinde oynaması için kalan oyuncular ne yazık ki ortalama Türk futbolcularının bile altında, kapasiteleri oldukça sınırlıdır. Öte yandan, geçen seneden beri FB kadrosunun toplamda yetersizliği, yedek klübesinin sınırlı durumu da hala giderilmeyen sorundur. Bugün FB oynadığı futbol ile kimseleri tatmin edemezken, Şampiyonlar Ligi için hiç de umut vermemektedir. Daha da acısı, bunu herkes görmesine rağmen, siz hala en iyi ben anlarım diyerek bu sorunu daha da kangren haline getirmektesiniz.

Gittiniz emekli bozması bir Carlos'u getirerek büyük bir sansasyon yarattınız, ama Carlos yüzünden yediğimiz goller, şut atma inadı yüzünden kaçırdığı frikikler bize koca bir şampiyonluğa mal oldu. Öte yandan, FB'nin sembol oyuncusu Tuncay'ı kayberek takımın belki de tek gerçek Fenerbahçeli özünü imha ettiniz. Bugün ortalama Türk takımlarına dahi diş geçiremeyen, pısırık bir futbol ile ortada kıvranan acı bir takım tablosu yarattınız. Bunun gibi örnekleri daha çok çoğaltabiliriz Sayın Başkan. Fenerbahçe'nin bugün vardığı noktada, her alanda sizin eseriniz yatmaktadır. Çok büyük katkılarınızın yanında çok ciddi hatalarınız artık dengeyi bozmuş durumdadır. En önemlisi, çok anladığınızı söylediğiniz günümüz çağdaş futbol yapısı, ne yazık ki sizin anlayışınızın çok dışındadır. Eğer tesisleşme gibi müteahhid yönünüz kadar futbol bilginiz olsaydı, bugün FB çokdan 20. şampiyonluğa oynuyor olurdu.

Bugün üzülerek görüyorum ki, bir köşe yazarının dediği gibi, "betondan anladığınız kadar futboldan anlasaydınız, FB çokdan Real Madrid klasmanında bir takım olurdu". Ama olmadı. Artık krediniz doldu ve ayrılma vakti geldi. Size yakışan, artık bu takımı daha ehil ellere bırakarak köşenize bir efsane başkan olarak çekilmektir. Eğer FB'yi gerçekten seviyorsanız, kendi egonuzu bir kenara bırakarak bu alanı terk edersiniz. O zaman siz de çok daha büyük olursunuz. Lütfen buna inanın. Bunu size, sizin yaptıklarınızı takdir eden bir taraftar olarak mantığımın sesiyle yazıyorum. Lütfen geç olmadan, testi daha fazla kırılıp, elimizde tuz buz olmadan yapınız.

saygılarımla,

CENK KIRAL

13 Eylül 2008 Cumartesi

Ne diim ki ben şimdi ???

Evettttt, bir maçımızı daha şöyle arkamıza yaslanamadan idrak etmiş olmanın haklı üzüntüsü ve hatta isyanı ile doluyuz.

Kızgınmıyım ? Vallahi hayır! Küfür ediyor muyum ? Vallahi hayır ! Ben demiştim demek mi istiyorum ? Vallahi hayır! Ne diyeyim, bilmiyorum...

Öyle bir maç oynandı ki, nerden başlasam... Kime sallasam...

Bu kadro yetmez biz şişeriz diye ilk maçta 11 yaşındaki çocuklar bile yorum yaptı. Hadi bırakalım ilk maçı, yedek stoperi Can Arat olan bir takım nasıl rahat nefes alır. Kafa topuna karete hareketi yapıp hamlesizliğine hamlesizlik katan bir Can...

Uğur Boral, ne oynadın ki çıkarken küfür ettin... Kime salladın... Sana kim sallasın. Ne yaptın ne ??? Bu takım tribünlere laf eden kaptanı bile taşıyamadı... Seni nasıl taşısın...

Carlos abi.. Sen nerdesin, kendini kaybedeceğine oyunu taşı. 

Orta saha ölmüş topa basamıyor. Top kaybı dağlarda taşlarda. Biz ileri adım adım gitmekteyiz. Tek biraz hareketli adamı da dışarı alıyoruz. Niye ? Kime ? Kazım için gazetelerin neden bu kadar gazına geliyoruz. O kumaşı görmüyoruz.
Maç yapmamış josico ilk 11 selçuk yedek... Neden aradaki vakitte hazırlık maçı yok ??? Maldonado ile josico çift ön libero ama bunu onlara kimse söylememiş.

G.Gönül, Fatih'in amelesi olacağına bu takımın amelesi ol... Emre sen nerdesin ???

Guzia, sen bu gidişle sıvacı olursun valla... Gerçi ona da çok kızamıyorum. Bu topla santrfor kim olsa kaç yazar

Kondisyon, gazoz ağacı...

Alex, bir tek sen, yine de sen...

Haaaa.... Bir de hakem... Ne değişmiş allah rızası için. Tekrar ve hep : bir takım kötü olabilir! Bu hakemin problemi değildir. Guiza topu zaten alamamış, bu hakemin derdi değil. Olmayan faulleri nasıl bu rahatlıkla rakip lehine verir. Yan hakemin önünde ve onun oyna dediği topa 20 m.den faul verir. Ofsayt der... Hele ki o penaltı ? Yorum yapmak bile iğrenç.

Volkan'a kızmıyorum. Hakeme ...tir lan diyen formalar içinde insanlar gezerken yukarıda allah var demek...

Allah belalarını verecek bir gün...

Fenerle kalın...