21 Mayıs 2007 Pazartesi
MERHABA
GEÇEN YIL 14 MAYIS GÜNÜ DENİZLİ'DE YAŞANAN SENDROMDAN SONRA YILMADAN BAŞIMIZI ÖNE EĞMEDEN TAKIMIMIZA MADDİ MANEVİ TÜM DESTEĞİMİZİ VERDİK VE 100.NCÜ YILIMIZDA ÇOK ANLAMLI BİR ŞAMPİYONLUĞA TAKDİRİ İLAHİDİR Kİ 13 MAYIS GÜNÜ ULAŞTIK. BU SATIRLARDA GEREK KENDİ ARAMIZDA GEREKSE EZELİ VE EBEDİ DOSTLARIMIZLA DÜZGÜN,SEVİYELİ, YAPICI, MUZİP VE ŞIK SOHBETLERİ GEREK FUTBOLUN GEREKSE HAYATIN HER ALANINDA PAYLAŞACAĞIMIZI UMUYORUM.
SEVGİLERİMLE.
MURAT MESCİ
19 Mayıs 2007 Cumartesi
Cinnet Çıtası
Dün gece bir GS zaferi daha yaşadık, ama bence önemli olan bizim bir maç daha kazanmamızdan öte, gecenin bende bıraktığı nahoş tad oldu. Tabii ki her Fenerbahçe'li için GS'yı GS'ın mabedinde yenmek, hatta yenerken de onların ifrit olmasını seyretmek ayrı bir zevktir. Ona diyecek hiç bir şey yok. Ancak, dün geceki maç artık sözüm ona spor diye adlandırılan şeyin ne kadar çivisinin çıktığının resmidir.
Yani, böyle mi olmalıydı? Bir şampiyon böyle mi karşılanmalıydı? Sahada futbol oynanırken böyle mi taşkınlık olmalıydı? Dünya derbi kategorisinde bile yeri olan bir maç böyle mi kepaze edilmeliydi?
Maçı dostlarımla ve diğer bir sürü FB'lilerle beraber son haftaların uğurlu mekanı Maçkolik'te seyrettik. Gollere çılgınlar gibi sevindik, coştuk filan, ama maçın sonunda gerçekten de bir spor olayından ziyade toplumsal bir hadise yaşamanın infialine tanık olduk. Bir cinnet gecesi gibiydi. Hadi o çok öykündükleri centilmen ve Avrupai olmayı beceremediler, bizi alkışlamadılar. Orası dert değil. Ama, bir oyuncunun korner atmasına dahi yüzlerce su şisesi, koltuk parçaları ve taş fırlatarak tepki gösteren cinnet hali neydi? Bir kere olsa belki tahrik oldular filan deriz de, olay neredeyse her taç çizgisine inen FB'li futbolcuya, sahanın her yerinden atılanlar halinde olunca bunun adı dünyanın her yerinde toplumsal cinnet diye anılır.
Dün gece eğer sahada ciddi olarak yaralanan futbolcu olmadıysa bunun adı da mucizedir. Başka bir şey denemez buna. Daha da vahimi de o dur ki, çekiçle bile kırılması güç olan sert plastikten koltukları çivilerinden söktükleri yetmiyormuş gibi, nasıl bir el kuvvetiyle kırmayı becerip, keskin tarafından sahaya atarlar onu hiç anlamam. Bu nasıl bir cinnet halidir ey ahali, bilen varmıdır?
Ben 1970'lerin başlarından beri maça gider, maçları izlerim daha böylesine tanık olmadım. Daha da vahimi, maçı Istanbul Emniyet Müdür bizzat stadta izlerken, onun bulunduğu mekanda binlerce kişi galeyana geliyor, ve muhteram zat zahmet edip de yerinden kalkıp olaya el koyamıyor. Ve bu durum da dakikalarca devam ediyor. Bu adam ne iş yapar, orada ne diye dikilir durur bir anlayan varmıdır ey ahali?
Kim ne derse desin, dün gece herkes naklen bir toplumsal cinnet seyretti. Hani ellerinde olsa sahaya inip futbolcuları bile lime lime edecek kadar arsızlaşmış, gözleri dönmüş bir insanlık hali izledik.
Artık bu işin çivisinin çıktığının son belgesi dün gecedir. Ve buna birisinin dur demesi lazım. Ben böyle bir haldeki maçın galibiyetine sevinmeyi istemiyorum. Benim için GS'yı yenmek büyük bir zevk. Onları kaosa itmek güzel bir keyif. Ama, dün geceki hali yaşamak artık insanlığımızın geldiği yer adına utanılacak bir durum. Ve artık bu "geçen defa onlar bize yaptı, şimdi de biz onlara" muhabettine birisinin dur demesi lazım.
Dün gece maça gelmeden önce "acaba" dedim, "acaba bu defa olayı medeni ölçülerde alabilirlermi?" dedim, ama daha ekrandaki ilk görüntülerden olmayacağını anladım. Bu gidişatın sonu hiç de hayra doğru yelken açmadığı ortada. Şimdi top bizde. Bizim bir sonraki maçta gönlüm onları çiçeklerle karşılamayı arzuluyor, ama mantığım da diyor ki "imkanı yok olamaz".
Dün gecenin tek skoru vardı: o da GS'ın gerçek kimliğinin ortaya çıkışıdır. Olay budur!!!! Kimse anlatamaz artık bana onların farklı olduklarını. Ha evet, farklılar çünkü kimse bu ölçüye ulaşmamıştı. Şimdi cinnet çıtasını acaip yükselttiler. Bakalım geçen olacakmı? Bu gidişle çok uzun sürmeden gelir daha da yükselten.
Dün gece su şişeleri ve koltuk parçalarını iki oğluma anlamadım. Onlar saf şekilde hala formalara ve topa bakmaya çalıştılar. Naif beyinlerinde su şişelerinin ve koltuların yeri başka yerlerdeydi. O şişeleri ve koltukları FB ve GS formları adamların arasında görmeyi kafalarında bir yere oturtamadılar. Ağızlarından salyaları akarak hakeme ve FB'lilere saldıran Sabri'yi anlayamadılar. Korkum o dur ki, anlayacakları yaşa geldiklerinde kim bilir o stadlarda başka ne maddeler atılacak. Belki o zaman da onlar bize anlatırlar ne hale geldiğimizi.
Geçmişle hesaplaşmak
Vade kavramı bile bizim için çok farklı. Hafta sonları arasında yaşıyoruz neredeyse. Orta vade bir sonraki tatil, uzun vade çok uzaklarda.
Plan, program, porje, koordinasyon gibi kelimelerin hiç biri yok bizim dilimizde. Aşkı, sevgiyi, sevgiliyi anlatan çok kelime var ama. Uluslar plan, programla yürürken biz gönül adamı olmuşuz nedense. Savaşçı denmiş sonrada ama gönlün kopuşu aslında bence savaşçılığımız ve zaman zaman kindarlığımız.
Geçmişle dönüp hesaplaşabilsek belki de yad etmek yerine daha bir sağlam bakacağız geleceğimize, daha planlı...
Bu gün 19.05.2007 ve Galatasarayla bir maçımız var. Her cepheden söylemler ve eylem önerileri geliyor. "Ultralar diyor ki sezonluk dahi kapatsalar sahayı, dar edeceğiz fenere", fenerli olduğu iddi edilen (!) medya da "gs.li futbolcular feneri alkışlasın" derdinde. Bu bile gelecek bakışımızın olmayıp, gönül adamlığının bir göstergesi değil mi ?
Bazılarının anlattığı gibi maçlara kol kola gidilen günleri hatırlamıyorum ben çok uzaklarda yarı yarıya olan tribünler belki. Gece bilet kuyruğunda sabahlamalar... Ancak gs.nin avrupa maçlarına sevindiğim, golleriyle havaya zıpladığım günleri hatırlıyorum. Ve katılmıyorum lig tv radyoda tarafsızlık kisvesi altında hangi çıkar ilişkisi sonucu bilemediğim ama her fırsatta yönetimimize laf eden Mehmet Ayan'a. Biz büyüdük diye kirlenmedi dünya. Kirlettiler o dünyayı büyük diye geçinenler. Kavgacı diyince öyle usta getirdiler ki ta Ali Şen'den beri bizi gündeme ve unutuluverdiler kendileri fenerli diye lanse edilen medyanın da çabaları ile.
Benim gs sevgisizliğim "bizi sevmiyen ölsün" diyen bir başkanla başladı. 13 - 14 sene şampiyon olamayan takımların planlı çalışmaları sonrasında biz gönül adamlığı yaparken "bizim avrupa başarısını niye kutluyorlar, bu başarı Türkiye'nin değil, bizim" diyenlerle öldü ve Hınval Uluç gibi toplumu aydınlatmakla görevli bir gazeteci anıtlaştırdı bu sevgisizliği.
Küfür edilmeyen bir statdta ve ulaşılamaz denilen bir hayal yaratılmışken başkanımız küfürden şikayet ettiğinde "bana hiç küfür edilmiyor" diyen ve fair play ruhunun abidesi gösterilen bir başkan yüceltti bu sevgisizliği.
Biz geçmişte bize yapılanları göz önüne sermeye kalktığımızda medya ya bizi eski defterleri karıştırmakla suçladı ya da dünü bırakalım mesajları verdi daha da kötüsü siz ak kaşıkmısınız dedi. Mahkemelik olduğu klüpler birliği başkanı sıfatıyla "bakın bunlar nasıl kollanıyor" sunumları yaparken bu fair başkan alkışlandı ve MHK başkanları özür diledi rakiplerden. Biz konuştuğumuzda "ağlamak ve hırçınlıkla" suçlandık.
Ama bir gerçek var ortada arkadaşlar, biz tüm gönlümüz ve gönül adamlığımız ve maalesef haklılığımızla isyan ederken planlı - programlı çalıştı onlar. Bir İslam Çupi de yok ki artık sadece sevgisi ve aklı ile yazsın, yol göstersin. Bembeyaz sayfada kalbinden akıttığı harflerle bize aklın yolunu açsın aslında.
Onun için bu sefer aklımızla davranalım. Bir plan yapalım ve tüm spor kamuoyunu - medyayı önce geçmişle bir hesaplaştıralım. Geçmişiyle hesaplaşmayan toplumların geleceği olmuyor. Biz büyüdüğümüz için bu dünyanın kirlendiğine inanları da dünyayı kirletenlerin ödediği bar - meyhane faturaları ve bedelsiz biletlerle başbaşa bırakalım.
Ben Feneri koşulsuz ve karşılıksız severek doğdum diye düşünenlerdenim. Belki haddim değil ama bu sevgiyi bende damarlarımda, kan beynimde hücre haline getiren İslam Çupi'ye bir iki satırla bitirmek istiyorum bu yazıyı...
Bu yıl Fenerbahçe bir denizin güzelliği gibiydi İslam bey. Dalgaların belli olmadığı ne zaman geleceği, bazen içine battı onların ama biz her seferinde çıkardık. Rotasından şaştı bazen, dümeni kilitlendi hatta ama biz her seferinde düzelltik. Ve o kadar çok ahtopat saldırdı ki tüm kolları kopartırken çok yorulduk. Ama şimdi bahçedeki fenerde keyifle senin de şerefine kadeh kaldırıyoruz...
Saygıyla ve rahmetle
17 Mayıs 2007 Perşembe
Ruhsal Engelli
Ben X kuşagi gençlerindenim, yani 80 dönemi çocuklarindan, kimine göre toplumsal engelli, kimine göre de kayip kuşak. Kesinlikle dogruluk paylari olabilir. Ama her ne olursa olsun bilinç düzeyi olarak kirintilari olan bir dönemden geliyorum.
Bizim zamanimizda toplum baskisi; ayip, günah, dikkat et.. gibi terimler vardi ve bunlar hep göz önünde tutulurdu. Bir şey yapacagimiz zaman, başkalari ne der diye düşünürdük, daha dogrusu düşündürüldük. Bu aslinda ne kadar dogru, ilk evvela bunlar tartişildi, biz kimin için yaşiyorduk, biz kendimiz için yaşamaliydik. Hayatimiz akip geçiyordu. Bireycilik ön plana çikmaya başlamişti.
Bu bireycilik çikişlari o yillarda bize ithal edilen amerikan filmlerinde bile aslinda gizli planda arkada duruyordu. O filmlerde hep insan ilişkileri ön plandaydi ama orada verilen mesajlar "o benim sorunum degil, senin sorunun" fikri hepimizin kafasina girmeye başladi. Ve bu dönemde yetişen bir çok genç, artik toplumsal sorunlara bile bizim sorunumuz olmaktan öteye o konuyla ilgilenen kişinin sorunu olmaya başlamişti.
Benim vatandaşim işini bildigi gibi bindigi dali da kesmek istemedi. Artik herkes özgürdü ve bireycilik ön plana çikmaya başlamişti. Toplumsal duyarlilik gerilere itilmişti dersek yalan olabilir, artik toplumsal duyarlilik bile bireysel çikarlar ugruna harcanir olmuştu. Toplumda ön plana çikmak isteyenler, popülizm peşinde koşanlar toplumsal yarar için çalişiyormuş gibi görünüp, ön planda olmaya çaliştilar.
Bügün bizden sonrasi tufan gibi geliyor sanki, bizim kuşak en azindan her ne kadar kayip kuşak olsa da, en azindan dişardan küçük serzeniş ve uyarilarla hemen geçmişe dönebiliyor ve kendine çeki düzen verebiliyor. Çünkü öyle bir yetişme tarzi söz konusu. Ama kendini kaptiranlarda yok degil hani. Popülizm o kadar yayginlaşti ki, toplum hep kapicinin kizi modunda yaşamaya başladi. Özentilik her yani sardi. Eee görmeyen göz istemiyor da ama göstermek de bazilarinin sadece işi oldu. Görenlere ise "bakmasalardi" demek işin savunmasi oldu.
Kişisel olarak kendini gerçekleştirmemiş bir toplumun nereye çekersen gidecegi muhakkak, birey olarak baktigimizda kişiligi oturmuş bir bireyin ona ne derseniz deyin bunu kaldirmasi çok kolaydir, kendine güveni vardir ve onu aşagilamaniz bile onu yildirmaz. Amaaaaa kişilik sorunlari olan ve toplumu bir kenara koyarsak, kendiyle sorunu olan bir kişiye ne verirseniz onu alir ve yönlendirilmesi çok kolaydir. Işte toplumumuzda bu durumda. Gelişimi ve tarihi açisindan aslinda çok saglam temelleri olan, ama egitim seviyeleri açisindan bunu tamamlayamadan onu medya ile yönlendirmek çok kolay. Ona mercimegin yararlarini anlat, herşeye iyi geliyor de ve ertesi haftalarda tüm silolardaki mercimek stoklarin boşalir.
Kendine sahip çikamayan, kendinden şüphesi olan bir kişi, bireycilige dönmüş, toplumsalliktan uzaklaşmiş kişiler de engellisine sahip çikabilir mi? Ne kadar çikabilir ki, birilerinin bu işe baş koymasi gerekir. Tek kişilik ugraş ve çabalarla ancak belli bir yere gelinebiliyor. Bu sefer o tek kişiler de bikabiliyor, yilabiliyor. Işte o birilerinin o esnada yukaridaki düşüncelerimin tam tersine bireyci olmasi gerekir, ve çevresine aldirmadan, yilmadan, toplumdan gelmeyen destegi görmeden yolunu çizmelidir. Bu topluma aldirmamalidir. Donkişot'luga soyunmalidir.
Çünkü ne yaparsa yapsin, bu toplum bakamayacaktir, çünkü toplum uzaklaşmiştir artik, toplum kendine bakmaya başlamiştir. Çevresine bakan olmadigi gibi çevresindeki engellileri göremedigi gibi kendinde oluşan bu ruhsal engeli aşmasi uzun zaman alacaktir.
Fiziksel engelli olmak bir suç degildir, ama ruhsal engelli olmak bence kesinlikle bir suçtur. Ruhsal engelli olanlar oldukça fiziksel engelli olanlarin sorunlarina yaklaşmak imkansizdir, sadece geçici çözümler bulunabilecegi gibi göstermelik işler yapilacaktir. Aynen siyaset gibi. Ruhsal engellileri uyandirmak gerekir.
Kültürel depremin altinda kalan bu toplum kendine gelmeden, fizksel engelliler ayaga kalkamayacaklardir. Öyleyse gelin fiziksel engelliler ruhsal engellilere yardim edelim. Bu toplum elden gidiyor çaresine bakalim.
Çünkü sizin de tek çareniz bu, tek kurtuluş yolunuz bu. Ne mi yapalim, Türkçemizi koruyalim, kaybolan toplumsal duyarliligi ayaga kaldiralim, "benim sorunum" degil, "bizim sorunumuz" diyelim, "o olmazsa ben de olamam" diyelim. "Bu toplum olmazsa ben de olamam, ben yaşayamam" diyelim. Mahallemize, çevremize, apartmanimiza, herkese sahip çikalim, benden uzak olan bin yil yaşasin demiyelim.
X kuşagi sonrasi tufan yaşanmiş olabilir, toplumsal duyarlilik kaybolmuş olabilir, gençler sadece kendini düşünür olmuş olabilir, çevrelerine bakmiyor olabilir, ahlaksizlik diz boyu artmiş olabilir ama umutlar sönmemeli, Aslinda umutsuzluga kapilmak çok kolay, ruhsal engeli olanlar, körleşenlere bakmakta aslinda bir ruhsal engellilik hali olsa gerek. Işte bu durumda ümitler hep varolmali, gelecege ümitle bakmali. Ümitli olmamak da Ruhsal engelliliktir.
Aslinda bizim tarihimiz hep bunlarla dolu, hep kuşatilmişken bir mucize olur ve kurtuluruz. Ben hep bunu bekliyorum, ama beklemekle degil, yaşiyorum, yaşatiyorum, yoksa bu oldugunda şaşiririm, ama geldiginde hiç şaşirmayacagim. Bu ülke bu toplum sizde bekleyin, bir mucize olabilir. Bu mucize yine bu toplum ve bu topraklardan çikacaktir.
Bizler bunu dile getirdikçe bizler bunu sorunlari siraladikça bir birey ortaya çikacak ve bunlarin aşilmasini saglayacaktir Bu mucizeyi o kişi gerçekleştirecektir. Işteeeee bakin fiziksel engelliler yine sizi düşünmedik, yine sizi kullandik, bir toplumun kurtuluşu için bile sizi alet ettik. Sizin kurtuluşunuz da bu toplumun ruhsal engelinin ortadan kalkmasina bagli, size kimse yardim edemiyor, siz onlara yardim edin ve aslinda fiziksel engelli olmanin önemli olmadigini ruhsal engelin daha büyük bir sorun oldugunu onlara gösterin.
Galatasaray'a açık davet
İşte size kendinizi bir hamlede ölümsüz kılacak bir fırsat: Fenerbahçe takımı sahaya çıkarken alkışlayın, centilmenlik anlamında tüm Türkiye'ye örnek olacak bir çığır açın.
Bitsin artık bu sevimsiz ve çirkin itişme kakışma. Bitsin artık bu hazımsız tribün edebiyatı.
Yıllarca tüm Galatasaray'lı dostlarımdan hep dinlerdim "ne kadar farklı" olduklarını, ne kadar "Avrupai" olduklarını. Onlar anlatırdı, ben de derdim ki: "yok aslında hiç kimsenin birbirinden farkı, hepimiz aynı sevimsiz tribün edebiyatının değişik renklerdeki parçalarıyız". Ne yazık ki hep de haklı çıkardım. Onlar bizim stada gelir, bir dizi küfür, atışma, sahaya atılanlar.... Biz oraya gideriz, aynı hikaye... Yıllarca hep aynı sahne değişik stadlarda tekrarlandı durdu.
Artık bu olaya son vermek için ellerinde müthiş bir fırsat var. Cumartesi akşamı Fenerbahçe'yi sahaya alkışla karşılaşınlar, olsun hepimize ölümsüz bir örnek davranış. Eğer hep söyledikleri gibi farklı iseler, işte fırsat. Kanıtlasınlar. Onlar bunu yapsınlar, biz de onları kendi stadımızda aynı şekilde karşılayalım.
Bitsin artık bu yüksek gerilimli, bol küfürlü maç olayı. Biraz da farklı pencereden bakalım şu işe. Birbirlerini aynı mahallede, aynı iş ortamında, aynı mekanlarda insan gibi ağırlayanlar neden stada girince mutasyona uğramış bir hırtlığa bürünürler.
Şurası artık su götürmez bir gerçektir ki ne biz onlarsız, ne de onlar bizsiz yapamaz. Eğer şu futbol olayından biraz zevk alıyorsak, o da her sezon oynadığımız ezeli rekabet maçlarının verdiği lezzetir bizlere. Eğer bir sezon içinde şöyle muhteşem bir derbi maçı olmazsas ne keyfi kalır bu işin? Kim ister Cimbom'u yenmeden geçen bir sezonu. Kim unutabilir o müthiş maçlarımızı, kimin arşivinde yoktur 6-0'lık maçla ilgili anılar?
Gelin artık yeni bir defter açalım şu işe, ve ilk sayfasını da sizin alkışlarınızla açılan bir maçla süsleyelim.