19 Temmuz 2007 Perşembe

Transferler ve lige bakış

Artık az kaldı... Yorumları yapmak lazım. Geriye bir iki transfer kaldı onu da göreceğiz. Dolayısıyla artık görüş yazabiliriz... Çok yakında bu satırlarda :)

14 Temmuz 2007 Cumartesi

100 ÜNCÜ YIL ETKİNLİKLERİ

Sevgili dostlar,
100 ncü yıl etkinliklerimiz çerçevesinde Bağdat Caddesinde kurulan ışıkları takları görmenizi hararetle tavsiye ederim.Emeği geçen herkese teşekkürler. Transfer kamp o mu geliyor bu mu gidiyor hangi sistem falan derken lig yaklaşıyor. Pazartesi günü fikstür çekiliyor duam şudur ki ilk 5 hafta Galatasaray ile eşleşmeyelim hele hele Ali Sami Yen Stadında asla. Cezalarını ! çeksinler ondan sonra seyircili bir maçta karşılaşalım.Ben hocaya güvenmek istiyorum Türkiye'yi tanıdı iyi de transferler yapıldı hoş gelen giden dengesine baktığımızda Tuncay'ın eksikliği hissedilecekmiş gibi geliyor bana. Alex ve Appiah'ın sakatlıkları bir de üstüne Appiah'ın kalıp kalmayacağı konusunda yaşananlar umarım geçen sezon Şampiyonlar Ligi ön elemelerinde olduğu gibi başımıza iş açmaz. Dostlar kuraya göre varmısınız ön eleme maçına yurtdışına gitmeye. Fenerimizi içeride dışarıda hep destekledik ,belki bu yurtdışı destek Avrupa'da alınacak zaferlere yol açar camianın dışarıda birşeyler yapmaya gerçekten çok ihtiyacı var.Umarım bu başarıyı bu sene yakalarız.
Gel 10 Ağustos gel, gel de bitsin artık bu özlem.Çok özledik seni Şampiyon FENERBAHÇEM ......

10 Temmuz 2007 Salı

Stat meselesi

Şu stat meselesi çok yakında satırlarımızda... Tabi bir Fenerbahçeli gözü ve gözlüğüyle :) Az sonra...

Biraz zaman geçti aradan... Sabretmiş olanınız varsa teşekkürler. Geçenlerde Sayın diyeceğim usulen Adnan Polat'ın bir açıklaması oldu;" kıskanılıp yukarı çıkıldığı için aşağı çekilmeye çalışılıyoruz, bunun için bürokratlarla bile görüşülüyor" diye. Gerçi Sayın Mahmut Uslu kendilerine gerekli cevabı verdi ama ben taraftar ve sokaktaki adam kimliğimle paylaşmak istedim görüşlerimi.

Şu stat işini yıllardır dinleriz GS.nin. Maketler, planlar, danışman firmalar, banka kredileri, teminat mektupları... Sonra ne olur peki, devletten kiralanmış ve yıllar önce yıkıp yenisini yapmak üzere kazma vurdukları ama hala panellerle kapatılmış, devlete ait stat teminat gösterilerek hazretler bir kuruş para harcamadan kendilerine yeni bir "kompleks" yapılması söz konusu olur devlet tarafından.

Nasıl yani ? Biz yıllar boyu devletten bir kuruş yardım almadan stat yaptıralım ona da gecekondu desinler, sonra bir haltı beceremeyip, başka beceriksizliklerle borç batağına girip devlete yamanıp benim verdiğim vergi ile ultra modern bir stada sahip olunacak öyle mi ? Kusura bakmayın bunun adı kıskançlık değil, haksızlığa isyan. Eğer GS.ye devletin böyle bir "jesti" olacaksa bizim de tüm yatırım maliyetlerimizin karşılanması ve hatta ilave yatırımlar için kaynak transferi yapılması gerekmez mi ?

Biz yıllarca bu yatırımları yapıp, amatör branşlar dahil başarı ve yatırım peşinde koşarken, statlarını sadece yarım yamalak yıkabilen ( son maçımızda tribün sökme işine de girdiler ya... neyse ) ve transfere milyonlarca dolar çarçur edenlerle bir anda aynı noktaya mı geleceğiz ? u sindirelibilir bir şey mi ?

Devlet başarıları nedeniyle bizim stadın maliyetini karşılayacağını ilan etseydi, acaba Adnan Polat ne diyecekti ? Biz her zamanki gibi "adalet ve eşitlik istiyoruz" dedik. Aslında BJK da biraz uyanık olsa, ya biz de kendimiz yaptık bu stadı, hani bize dese ama yüzü yok... Hani geçen yıl kankaydılar ya... Şimdi ne desinler...

Peki parasızlıktan stadlarını yıkmayı bile beceremeyen bu arkadaşlar transfer yapmak için parayı nereden buluyor. Hani sponsor olsa gururla açıklayacaklar ama... Değirmenin suyu nereden geliyor. FİFA yakında yabancı sınırlaması getirecek diye direnen Federasyon mali konularda klüplere getirilen kısıtlama ve yaptırımlardan habersiz mi ?

Bir küçük not daha, yabancı kısıtlaması talebi Barcelona başkanından gelmiş... Allahım bu nasıl bir yalan. Adamcağıza sadece bir iş ihale edip, bak bakalım bu iş nasıl olur denilmiş ve proje ekibinin lideri olmuş, bir talebi yok.
Bir de soru... Tutunki Avrupa'da da yabancı kıstı geldi, bizim tarafsız, büyük, şerefli, dürüst, dahi ve objektif, bütün takımlara eşit mesafeli fererasyon başkanımızın dediği gibi... AB vatandaşı futbolcular bu sınırlamanın dşında olacak mı ?

Had kalın sağlıcakla

17 Haziran 2007 Pazar

Tarfikten nerelere

Kaç kere "biz adam olmayız" dediniz ? Her hangi bir sebepten dolayı; enflasyon - devalüasyon - yolsuzluk - terör vs vs... Ya da kaç kere rakı sofralarında memleketi kurtardınız ? Adettir ya bizde rakı görünce ülkeyi kurtarmak. Eskiden kımızı için ata atlarmışız şimdi rakı içip at arıyoruz, at olmayınca mecburen sofrada lafla kurtarıyoruz her şeyi...

Şakası bir tarafa ama bugün 17 Haziran 2007 pazar ve hem babalar günü hem üniversite sınavı. Trafiğe de çıkmışınızdır muhtemelen. Nasıldı durum ? Benim diğer takıntılarımdandır bu trafik. Son zamanlarda Radyo Turka diye bir kanal buldum ve onun sayesinde sakin kalmayı başarıyorum. Ama gene de yetmiyor.

Eğitim şart diyorlar. Emniyet şeritlerine giren, kaldırımlara park eden, durulmazlarda park etmiş ya da düz çizgide sollayan, kırmızıda şöyle bir bakıp geçen, sinyalsiz dönen, sinyalsiz şerit değiştiren bütün arkadaşlar eğitimsiz yani ? Hadi canım. Arabalara şöyle bir bakın allah aşkına ve içinde oturanlara. Hiçte öyle bir tipleri yok. Hatta önemli bir kısmı da üniversite mezunudur. Hepsi bir tarafa trafik eğitimi şart diyecekler şimdi. E peki bu ülkede kaş yıldır ehliyet okullu hale getirildi. Öğretmiyorlar mı yani ? Yoksa orada da mı rüşvet var ??? Patoganya mı burası ?
Ehliyet sahibi herkes sola dönülmezi de, emniyet şeridine girilmeyeceğini biliyor da gene de tutamıyor işe kendini hem niye tutsun ki.
Yola çıkmışınız, trafik sıkışmış, karşı şeritte bir kaza var. Karşı şerit tıkanır değil mi ? E orası tıkanıyor doğal olarak ama yetmez. Bizimki de tıkalı... Neden ? Kazayı seyredenlerden... Görmek lazım ya hani! Bir de kazayı seyrederken kaza olur sizin tarafta da ve anında emniyet şeritleri dolmaya başlar. Ve en ilginci bir arabanın bu uyanıklığı (!) yapması yeter. PEşinden sürü psikolojisi gerekleri çerçevesinden yüzlercesi. Allahım yok mu bir trafik polisi şunları çekse dersiniz, kaza mahaline geldiğinizde bir de ne görseniz; polis onlara sırtını dönmüş ilgilenmiyor bile.
İstanbulda yaşayanlar en çok şehir içi arterlerden çıkış ve girişlerde kahroluyordur her halde. Mesela akşam K.yatağı girişi çöker. 2 şeritli yol bir anda 3 olur, 1 şerit gelmesi gereken yok 2 gelir ve 5 şerit 3'e düşmeye uğraşır. Yetmez, bir de yol mühendisliğinden hebersiz arkadaşların bir harikası bekler onları. Birleşenlerden sola geçmeye uğraşanlar varken hemen 50 metre ötedeki ayrıma gitmeye uğraşanlarla bir mücadele başlar. Sorarsınız içinizden "be akıl fakirleri, sola birleşme ile sağa ayrılma arasında 50 metre mi olur ?" Yeter mi ? Yetmez! 3 şerite düşme mücadelesi demiştik ya hani, o aslında 2'dir. Neden ? Park eden arkadaşlar yüzünden !!! şehrin ana girişlerinden biri en yoğun saatte park işgali altındadır. PEki bilmezmi o eminyet şeriden girenler 5 şerit daha zor 3'e düşer, bilmez mi o park edenler trafik felç olacaktır? Cahil midirler ?
Maalesef hayır! En azından bence hayır! Pekala bilirler ama basit bir mantık yürür... Ben yaparım kardeşim, sen de yap! Hele açıp camı iki laf etmeye kalkın kavga çıkar üstünüze yürürler mazallah dayak yersiniz. Polis gelirse diye güvenmeyin ayırırlar arabalarınıza geri bindirirler iki tane ydiğinizle kalırsınız. Bir de polisten fırça yersiniz. Sonra polis arabasına biner, emniyet şeridindeki arabaları "geç kardeşim sola" diye uyarıp, park etmiş arabaların yanından sessizce geçer gider. Ceza mı ? Hadi canım... Hiç görmediniz mi yoksa trafiğe çare olsun diye kurulan motosikletli kardeşlerimizi "durulmaz levhasının" önünde park eden bir araca yaslanmış cep telefonuyla konuşurken ya da motoru ile nazlı nazlı o araçların yanından geçerken.
Ya da depremden sonra bazı yollara "öncelikli yol kesinlikle park edilmez" levhaları kondu, ne oldu ??? levha parası verdik o kadar. Bir deprem tatbikatı yapıldı, o yollardan büyük kurtarma araçları geçemedi. Arabalara ceza yazılmadı ve biri bile çekilmedi, deprem tatbikatı komedi oldu ve Sn. B.Ş Bel.Bşk. ne dedi ? "Motorsiklet almamız lazım, bu yolları kullanamıyoruz !

Sorun ne eğitim ne planlama. Biz de bence planlama mükemmel. Levhalar yerinde, uygulamalar tanımlı. İstanbul Atatürk Havalimanı geliş - gidiş terminallerinde durulmaz - park edilmez levhaları, yaya geçitleri hepsi yerli yerinde bir sürü trafik polisi de var. Ama ortalık otoparkın karşısında, üstelik yaya geçidinde, 2. sırada yolcusunu bekleyen arabalarla doludur. Trafik polisi arkadaşlarımız da ya kabinlerinde otururlar ya da yorgun gözlerle düdük öttürürler. 155'i aradığınızda da "ekip var orada beyefendi" derler.

O zaman sorun ne ? Sorun uygulama. Kurallar ve cezalar belli peki ya uygulamalar ? İnsanlar utanmaz arkadaşlar korkar. Siz o kuraları uygularsanız kimse başına gelecekleri düşünüp o cesareti göstermez, göstereni de hem sistem hem de o kurallara korkudan da olsa uyan toplum müdahele eder.
Gece saat sabaha karşı 3'te kırmızı ışıkta duruyorsanız ve sola dönerken sinyal veriyorsanız artık bir toplum olmuşsunuz demektir. Toplulukla toplum arasındaki fark da budur sanırım? Bu olduğunda da Bizi niye Avrupa Topluluğuna almıyorlar diye hayıflanmayız. Onun adı topluluk kendisi toplum!
Fener nerede mi bu yazıda ? Her yerde arkadaşlar... Beşiktaş Fenerin eskilerini toplamaya devam ediyor, borç dağlarda taşlarda... GS'ye devlet kıyağıyla stat yapılıyor borç dağlarda taşlarda. Mevcut virane statlarını kırıp döküyorlar kavga çıksa alacaklarından daha az bir ceza alıyorlar... VE topluluk küçük hesaplarıyla 1 ay sonra açıklanan cezayı bile sorgulamıyor.

Sayın Mehmet Ayan, biz büyüdük diye mi kirlendi gerçekten bu dünya ? Yoksa siz ve sizin gibi DÜRÜST olduklarını iddia edenler 1 ay bekleyen ve açıklandığında da Adanan Polat'ın komik açıklamaları da ardına eklenip dağ fare doğuran cezalara sessiz kaldığınız için mi ? Demagoji yapmayın derseniz bir soru daha sorarım.: Danimarka'nın cezası kaç gün için de açıklandı, olay neydi, ceza neydi...

Sonuç : Toplum olmak, kuralların herkes için ve tüm koşullarıyla tanımlanması ve ayrım gözetilmeden uygulanması ile mümkündür. Ben bir toplum ferdiyim... ( Hız konusunda küçük sıkıntılarım olsa da) Toplulukçu herşeye karşı çıkalım

Sağlıcakla kalın

16 Haziran 2007 Cumartesi

Dead Proof ve mirasyedi Tarantino




Ne zamandır düşündüğüm şeyin artık kesin olduğunu bugün gittiğim Dead Proof filminde anladım. Sinema alemine 90'ların başında fırtına gibi giren ve yeni bir soluk açan Tarantino, yeni filminde pek de yeni bir şey sunmamış. Hatta, heybesindeki tüm eski oyuncaklarını yeniden parlata parlata önümüze atmış, ve açıkçası artık resmen baymaya başlamış.


Yani, Dead Proof, artık seyirciye sunacak yeni bir şeyi kalmayan Tarantino'nun tekneyi kazıya kazıya dibinde kalan tortulardan oluşan bayat bir yemek gibi. Sanırım bu yönetmenlik işinde ilk başarı ortaya çıkıp kendini kabul ettirmekse, sonrasındaki en önemli adım kendini değişik sulara atabilme becerisi. Tarantino, kendini yeni sulara açamadığı gibi, eski suları da artık fazla bulandırmaya başladı.




Los Angeles trash culture ile yola çıkan, ve kendi gençliğindeki B türü filmlerin "kült ögelerini" yeniden canlandırma sevdasını işleyen Tarantino, bu filmde sanki tatildeyken hazırlıksız yakalanan, ve yeni repertuarı olmayan şarkıcı gibi. Aynı eski şarkılarını evire çevire önümüze koyarak ilerlemeye çalışıyor. Film bildiğimiz tüm Tarantino ögelerini artık neredeyse gözümüze sokarak, neredeyse bıkkınlık veren raddelere ulaşıyor. Daha perde açılırken karşımıza çıkan bir çift kadın ayağı, film boyunca o kadar çok işleniyor ki, neredeyse o ayakların kokusunu bile duyar hale geliyoruz. Nedir hocam bu ayaklarla derdin? Yokmu etrafta bu adama "o ayaklar çoktan koktu artık" diyebilecek bir babayiğit?

Rezervuar Köpekleri ve Pulp Fiction'u kalbimize işleyen Los Angeles geyik muhabbetleri bu filmde bitmek bilmeyen ve sıkıcı kadınlar arası diyaloglara dönmüş. Dün Radikal'in her zaman yorumlarını çok beğenerek okuduğum Uğur Vardan'ın saptaması da çok doğru: adam kendi gençliğinde pek de önemsenmeyen kenarda köşede kalmış konuları bugünün gençlerine sanki pek matah konularmış gibi anlatmaya çalışan masalcı edasında. Gerçi ben Pulp Fiction'da John Travolta ile Samuel Jakson'un tüm diyaloglarına bayılmıştım. Rezervuar Köpekleri'nin açılışındaki restoran geyiği de çok hoştu. Ama, herşeyi tadında bırakmak lazım. Hele hele artık kişinin ünü ve film bütçeleri bu seviyelere varmışken kalkıp da hala tekne kazıntısı misali olayı kasnatmak hiç de güzel olmamış.


Filmin aslında çok daha kompakt bir anlatımla çok da abartılmayacak bir enteresan seyirlik olması mümkünken, o uzadıkça uzayan manasız geyikleri ve insanı kadın ayaklarından nefret ettirecek kadar sık sık gözümüze sokulan fetiş sahnelerinden dolayı çok puan kaybettiği şüphesiz. Doğrusunu söylemek gerekirse, ben filmin havasına ancak ikinci yarının ortalarından sonra, üç kadının kendi fantazilerini giderme sevdasındayken dublör eskisi, manyak rolü oynayan Kurt Russel'ın gazabına uğramasıyla girdim. Ama, o bile benim gözümde filmi kurtaramadı. Aslında perşembenin gelişi çarşambadan bellidir misali, ben Tarantino'nun daha Kill Bill'in 1. filminde son demlerini oynadığını hissetmiştim. Tutkunu olduğu filmlerin ve onların aktörlerin kendi yönetiminde olmasının keyfini doya doya yaşayan ama bunu yaparken de acaip abartan, egosunu giderme uğruna seyircinin zevkinin içine eden o ince çizgiyi geçtiğini hissetmiştim. Ama, her nasıl olduysa, kamuoyu Tarantino'nun bu şımarık denemesini de sineye çekti, herhalde artık bundan sonra yeni bir şeyler getirir diyerek. Sonuca bakılırsa, Tarantino hala eski günlerindeki hatıraları bırakmaya pek niyetli değil.


Acaba Tarantino gençliğinden bir türlü kopamadığı için dönüp dönüp o günleri yadeden filmler çekme sendromunda kıvranan bir yönetmen mi, yoksa başka konuları anlatmayı beceremediği için hala bu olaylara takılan bir yetenek kısıtı birisimi? Cevabını ben buradan bulamıyorum, ama herneyse, artık yeni bir Tarantino filmi beni hiç mi hiç cezbetmiyor. Keşke kendi özünü aşabilse ve yeni sulara yelken açarak bize yeni deneyimler yaşabilse. Her ne yapacaksa, inşallah yeni filminde bizi artık şu kokmuş ayaklardan ve geyiklerden kurtarabilse.

11 Haziran 2007 Pazartesi

Tahkime gidelim

Çok uzun yazılacak bir yazı yok. Anlı şanlı yazarların yorumlarını bekleyeceğim gene önce. Yapıldıktan 1 ay sonra açıklanan cezalar... Traji komik bir para cezası... Kim ne desin ki !

Küfürden dolayı 1 saha olayları nedeniyle 4 maç... Bu memlekette tribünde polis döveceksin, koltuk bırakmayacaksın, birbirinle kavga edeceksin, sahaya atmadık şey bırakmayacaksın ve sonra 5 maç ceza alacaksın. Tribünde kavga çıkarıp olayları organize ettiği iddiasıyla göz altına alınanlar ne oldu diye sormayın bile... O tam muamma...

Arkadaşlar Fener kavgası değil inanın takıldığım şey. Ama Anadolu'da olacak olanları düşünmek dahi istemiyorum. Bu maça daha ağır bir ceza vermek için o koltuklardan birinin adam öldürmesi mi gerekiyordu? Ölmeden önlem yok mu ? Taşlardan biri bir insana gelip yaralasaydı ne olacaktı ?
Ama şaşıracak bir şey yok ki. Bu fedorasyonun başkanı Otto Bariç'e taş geldiğinde ne demişti hatırlar mısınız ? "Magnum'mu sıktılar ?" Magnum dediği dondurma değil arkadaşlar! Adam öldürmeye yarayan silah. Bir o kaldı sayın başkan, peki o olunca ne yapacaksınız ?
Dilim varmıyor ama o olayların Saraçoğlu'nda olduğunu düşünebiliyor musunuz ? 50.000 kişi ile... O zaman ne yapacaksınız... Kişi sayısı ile mi orantılı olacak ceza. Ya da polis dövmek kaç para, kaç maç ? Manisa'da polis Fenerbahçe taraftarlarını dövünce biz bir maç almıştık!!!
Aman aman biz sesimizi çıkarmayalım. Sonra gene adımız kavgacıya çıkar.
Mehmet Ayan sana laf etmeden geçemeyeceğim gene. Fenerbahçeli yöneticilere atıp tutmak serbestte neden başka biri için laf edilmeye kalkınca kişilik hakkı söz konusu oluyor. Basın mensubusun lütfen bir incele. Bu yıl FB.li yöneticiler maçlardan sonra kaç kere aleyhte açıklama yapmış rakipleri kaç kere ve kim ne ceza almış ?
GS.nin cezası değil sorun diyorsun. Doğru, sorun cezanın GS.ye veriliyor olması. Bugün gene birini dövmekten beter etmişsin. Gel anlaşalım, bir programında da dinleyicilerine şu soruyu sor: GS tribünlerine bu maddeleri içeriden destek olmadan sokmak mümkün mü ? Hadi bir soru daha. GS tribünlerinde kaç adet kombine yönetim tarafından satın alınarak taraftara özellike ultra olan bir gruba dağıtılıyor ? Sorunun cevabını bilene hediye Fenerium'dan. Bilemezlerse sen bul... Sana da Fenerium'dan hediye var. Demokrasi kavramını da inşallah bir gün seninle ayrıca tartışırız. Bunun için ben hediye istemem.
Bir de Tümer hangi hareketinden ceza almış ben bilemedim... Bilen var mı ? Yoksa bu durum tahkime gidip ceza kaldırılsın böylece diğer ceza da gözden geçirilir belki diye bir gol pası mı ?
Son bir söz... Fenerin seyircisiz cezası saha kapamayı çevrildi 80.000 kişi önünde oynadı diyen arkadaşlar ve buna çanak tutan Sayın Ayan... O statın biletli kapasitesi gerçekten kaç kişi ?

Sağlıcakla ve akıl başta kalın

7 Haziran 2007 Perşembe

PA-RA-TOR!

İmparator yeni bir maç daha oynadı. Gazete sayfalarını karıştırdığınızda ve yorumcuları dinlediğinizde neyle karşılaştınız? TD'yi kurtarmış olmanın sevinç çığlıkları vardı adeta... Evet evet, takım harika oynamış, bir top direkten dönmüş ve zaman zaman Brezilya'ya sahayı dar etmiştik. Öyle ki rezil olmaktan korkan Dunga Ronaldhino ve Kaka'yı oyun almak zorunda kalmıştı. Helal olsundu TD'nin talebelerine ama aynı zamanda yazıklar da olsundu. Olsundu çünkü aynı takım Bosna'yı ciddiye almadığı için yenilmişti... Allah allah... Allah allah... Biz mi körüz yoksa alem mi kör ?

Soru 1 : Bu takım sizce aynı takım mıydı ? Mesela
Rüştü
H.Ş.Şükür
Servet

neredeydiler? Yıldıray neredeydi ?Bu aynı takım değildi... Kim yazdı ya da söyledi doğru düzgün... Takım aynı takım değilken, takım sahaya kendi kendine çıkmıyor birisi ilk 11'i oluşturuyorken suçlu niye TD değil de futbolcular oluyor...

Soru 2 : TD çok büyük bir motivasyon ustası (mıydı )?
Eğer öyle ise niye ilk maçta bu ustalığını yansıtamamıştı. En büyük özelliği bu olan, sporcularının ruhunu okşayan TD ruh okşamayı mı unutmuştu ? Topçular mı ruhsuzdu ? Bu ruhsuzları kim çağırıp sahaya kim sürmüştü ?

Geçin bir kalemde arkadaşlar... Bunu sadece TD.yi kötülemek için yazmıyorum. Medyayı bir kere daha projektör altına almak istiyorum sadece. Hani Kezman şunu demiş, Alex bavul topluyor diyen, her futbolcuda Kezman'ın ücretini bağıran medyayı tanımlamak istiyorum o kadar.

Bu arada GS maçımızın üzerinden neler geçti hala ceza açıklanmadı. Yeterli çoğunluk oluşmamış. Hani o maç kara gece ve kabustu. O kadar kabustu ki lig radyoda Mehmet Ayan 2 gün sansür uygulamış ve sadece çözüm önerilerini konuşalım demişti. Hadi Mehmet Ayan! Sana davet. 2 gün bu durumu tartış... Çünkü benim çözüm önerim bu tür bir durumda cezanın en ağır ve en hızlı şekilde verilmesi. Sallanarak zamana bırakılmasını şiddetle ve esefle kınıyorum.

Kalın sağlıcakla