29 Şubat 2008 Cuma

Baskı altında sakin kalmak

Herkese selam,

Yazı yazmak için biraz beklemeyi tercih ettim bu sefer. Ama olayın şokunu atlatmak, hazmetmek maksadıyla değil. Hani sakinleşmek için sayı sayın derler ya... Benim saymam biraz uzun sürdü. Yoksa dilin kemiği olmadığını kendime de ispatlayacaktım.

Sistematik gitmeye çalışacağım ki, gene sinirlenip kontrolden çıkmayayım :)

A ) Fenerbahçe :

Genel yorum :10 kişilik bir ekip, 11 kişilik bir ekiple oynarken ezilmiyorsa bu hem kondisyon hem de bütünsellik adına olağanüstü bir sonuç.
Zico : Artık Zico aleyhine hiç bir şey söylemeyeceğim. Elindeki hamurla yapabileceğinin sanırım azamisini yapıyor. Maçın kadrosu da oyuncu değişiklikleri de inanılmazdı. Maç sonrasındaki beyanatı mükemmeldi. Maçtan sonra yakın arkadaşlarıma da bir mesaj gönderdim ve "bundan sonra Zico için eleştiri yaparsam beni dövün" dedim.
Devid : 10 kişi kaldıktan sonra sorumluluk alışına hayran kaldım. Elinden gelenin fazlasını yaptı.
Toptan kaçmadı, baskı yapmaya çalıştı. Aurelio'nun kötü anlarını toplamaya çalıştı.
Vederson : O bu kadar, kapasite bu, kızacak bir şey yok. Golden önce o ayağı kaçırmayıp Nonda'dan topu alsaydı ..... Ama o zaman kazara deyse penaltı olacaktı...
Volkan : Çok iyi toplar çıkardı. Ama maç sonu hareketi, bu olmaz. Olamaz. Avrupa'da başarı peşinde koşan bir takımın oyuncusu bunu yapamaz. Zidane bile yaptı. Bana ne ! Lincoln ne dediyse dedi. Bana ne! Bu çocuğa gerçek bir menejer bulalım.
Lugano : İlk faule kart veren hakemi ne kadar yargılarsam, gözlük işaretini de o kadar yargılarım. Bu hakemin Manisa'da yaptıkları unutulmuş galiba.Serdar Tatlı'ya kimse bunu yapmaya cesaret edemezdi. Uruguay Milli Takımı kaptanı düşünmemeliydi bile. Bu arada verilen faule itirazı haklıydı
Edu : İşini yaptı
Gökhan Gönül : Vermediği pası affettirdi. 10 kişi kaldıktan sonra Arda korkusunu yok etti ve Devid'in de sorumluluk almasıyla Gökhan gibi oynadı. Kafası ve yüreğini bir arada kullanıp tekniği ile birleştirebiliyor. Topu tutmuş, atmış... Bunları hakem bölümünde konuşmak istiyorum.
Önder : eh be Önder, madem direği alıyorsun, top ayağına vuruyor... Kessene o topu.
Yasin: Bu tip savunma maçlarının oyuncusu
Alex : Özellikle ilk yarı Topal vahşete rağmen elinden geleni yaptı. Başta yediğimiz ve press ve goldeki "sakin olun" hareketi maçın özeti gibiydi.
Uğur: Çabaladı
Kezman : Elinden eleni yaptı. Verdiği korku 4 GS.liyi sahalarına hapsetti. Dandun vurmayı bile becerebilip topu ortasahanın ötesine atabilseydik daha da hırpalardı.
Semih : O dakikada böyle bir maçta oyuna giren oyuncunun bu kadar koşmaması bir de Servete topu verip arkadan vurması yakışmadı. Devid'den ortasahaya yardım etsene fırçası yiyorsa daha ne diyeyim.
Selçuk : Varken yok olan Aurelio'nun yanında kıvrandı ve uğraştı. Helal olsun
Aurelio : Düşüş devam ediyor ( bence )
R.Carlos : Oynamadı, neden başlık açtım ki... Carlos'a kızan arkadaşlarım bu maçı özellikle baskı yediğimiz anlarda ters kademe zaaflarımızı, top çıkartamayışlarımızı bir seyretsin lütfen. Onun yaptığı hatalar da oluyor, sözüm yok. Ama Carlos'un varlık sebebi bir kere daha anlaşıldı. Hala Fener tehlikeleri hep soldan yiyor diyen arkadaşlarımı da bilimin gerçeğine davet edeceğim.
Türkiye'de kaç tane sol ayaklı defans ve hücum oyuncusu var? Kaç sağ ayaklı ? Sağ ayaklılar çoğunlukta. Dolayısıyla hemen tüm takımlar kendi sağları, rakip takımın solundan yükleniyor. Bizim de solumuza daha çok yüklenmeleri doğal. İstatistiklere bakın, gollerin kaçı sol kanattan yeniyor diye .

Galatasaray : Pay çıkartmak değil bu, ama böyle bir galibiyet sonrası çiftetelli oynuyorlarsa ve hakem için iyiydi diyebilen futbolcuları varsa, biz 9 kişi kaldıktan sonra bile zorlanıyorlarsa bunu da onlar düşünsünler.

Hakem : Bu hakem değilmiydi, Manisa maçında olayların çığrından çıkmasına sebep olan? Öncelikle bunu söyleyeyim. Sonra genel bir hakem yorumu yapayım.
Bizim stadda vakit geçirmek için yapılan hareketlerin ya da deplasmanlardaki o vakit geçirme çabalarının hepsi unutuldu ve sıra buraya mı geldi ? Kendi sahasında en fazla kart gören takımlardan biriyiz. Kalecimiz dahil! Bunlarda herşey serbest oldu da bu maça özgü mü kaldırıldı. Her zaman söylediğimiz bir şeyi tekrarlayacağım. Kurallar herkese ve aynı uygulansın.
Hakeme itiraz sarı kartsa Ümit ve Hakan'ın ayrıcalığı ne ?
Kayseri'de Edu haksız kartla atılırken kaç Kayserili oyuncu birden kart isteyen hareketi ve hakemin gözünün 30 cm ötesinde yaptı ?
Gökhan topu tuttu, tutmadı. Tutmaz vakit geçiren kaleciyi bile önce uyarıyorlar, tutun ki Gökhan bilerek yaptı. Avrupa maçlarını seyretmiyor musunuz ? Bundan sonra tac atacakken vazgeçip daha iyi atan arkadaşına veren futbolcu, şayet takımı öndeyse kart mı görecek.
Lugano'nun faul olmayan pozisyonuna kart gösteren arkadaş yaklaşık 5 dk.ka sonra arkadan, direk bileğe tekme atan G.Saray'lı futbolcuyu nasıl görmedi.
Tek seferde, hiç uyarmaksızın vakit geçiriyor diye Gökhan'a kart gösteren hakem ( ki bazı fanatikler diyor ki hakem Gökhan'a bir kaç kere " yapma Gökhan" demiş, nerden anladıysa ? ) yine oyun kuralları talimatında yazan, futbol oynatmamak adına sürekli faul yapan futbolcular cezalandırılır talimatına rağmen M.Topal'ı neden pas geçti.
Bizim ceza sahası için Aurelio'yu çok sert bir hareketle ( ki sadece harekete bile kart veriliyor artık ) temas da ederek indiren Arda'yı gözünün önünde nasıl görmedi ?
Servet'in Kezman'a yaptığı faullerin yarısını nasıl pas geçti ?

Bu hakem için kimse " kuralları uyguladı, ilk defa yapıldığı için ters geldi bize ama doğrusu bu" demesin. Kimse salak değil, her kanalda Avrupa'nın her liginden maç gösteriliyor. Ben böyle kartlar görmedim. Böyle tek taraflı bir bakış görmedim. Kural ve uygulama buysa aynısını bize de istiyorum. Vermiyorlarsa ki vermiyorlar, canları cehenneme diyorum. Başka ne diyeyim... Allah belanızı versin diyorum.
G.Saray dün 2-3 maçta hakem için ortalığı ayağa kaldırdı. Bizim BJK ile olan maçta son pozisyon için 3 gün tartışma açıldı, %1000 faul değil, tartışmam diyenler bile oldu. Şimdi herkesin yelkenler suda. Biz hala aynı şeyi söylüyoruz. Herkese adalet, herkese standart.
Dikkat edin daha geçen hafta verilmeyen penaltımız ve çok kolay çalınan penaltıdan bahsetmiyorum, genel konuşuyorum...

Bir de komedi var, ona da gülmekten ölüyorum. Hakemin büyük hatalarından biri de 49. dk dolduktan sonra gole giden atağı kesmesiymiş. Bir büyük klübümüzün başkanı tarafından farklı renkte olmak gibi bir ima ile değerlendirilen büyük gazeteci Uluç, bizim böyle kornerden attığımız bir golden sonra ortalığı ayağa kaldırmıştı. Kendisinin yorumlarını bekliyorum.

Medya :

Hepiniz dut yemiş bülbüle döndünüz. Bu maçtaki hatalı kararlar bize fayda sağlasaydı ortalığı ayağa kaldırırdınız. Nerdesiniz ? Hakem doğru yapmışta, oymuş da buymuşta. Biriniz ama biriniz adam gibi çıkıp şunu desin: Akıllanın ! Bu kupa Fener'e verilmeyecek. Bir sene Gençler maçı bir senelerce Beşiktaş maçı. Bu sene GS maçı. Siz Trabzon'da sahadan çekildiğinizden beri cezalısınız. Bu kupayı unutun artık diye.
Öneri : Ya statüyü değiştirip bizi devre dışı bıraksınlar ya da bundan sonra bu maça A takımdan en fazla 5 oyuncu ile çıkalım...

Sonuç : Yapana da, destek çıkana da, demokrat olmak adına, tarafsız gibi görünüp çakana da... Allah belanızı versin! Cehenneme kadar yolunuz var.

Fenerle kalın...

28 Şubat 2008 Perşembe

NE ŞİŞ YANSIN NE DE KEBAP

Bizim ülke olarak mantığımız bu, aman kimseye bişey olmasın. tamam sağlığımız yerinde olsun da. Herkese hakkını vereceksiniz. geçtiğimiz yıllardada da yerlerde sürünen Jimnastikçi takımına başkanı ve şu an sponsoru olduğu tarikatı desteklemek için hediye KUPA verildi. kazanılan bu kupayı da KUPA'nın sağlığı için hastaneye götürdüler. Eeeee kupanın sağlığı önemlidir, bunu anlayan kupa gelecek yıl da sağlıklı şekilde tekrar jimnastikçilere yine aynı mantıkla verildi. Yani FENERBAHÇE şampiyon oluyor, aman Jimnastikçilerin de boynu bükük kalmasın.

Her ortamda ve her durumda iyiyi ödüllendirmeli, kötüyü de cezalandırmalı. Yoksa hiç kimse hakkını alamaz. Herşey çorba olur. Ama bizim amacımız çorba içmekse o başka mevzuu. Bu topraklarda jeopolitik çerçeve dolasıyla zaten herşey çorba. Çorba sistemi ile işler yürüyor.

FENERBAHÇE'nin uzun yıllardır sistemli büyümesi karşısında diğer takımlar heyecanlanıyor, korkuyor ama sadece korkan onlar değil ki, bu işi yönetenler de korkuyor. Aman FENERBAHÇE tek başına kalacak. Eee kalsın, ne olur ki. Zaten istese de kalamaz ki. bu sayede diğerleri de büyümek ve atılım yapmak durumunda kalacaklar. Bırakınız Efendiler. Olayı akışına bırakınız. SU ÇATLAĞINI BULUR.

Bakıyorlar ki FENERBAHÇE, hızlı gidiyor, onun ipini tutalım ki hızlı gitmesin, gideni indirmeyin, ona yetişmeye çalışın. 27 Şubat gecesi stad bile olmayan kümeste oynanan oyun değil oyunları görmemek için ya 6S'li, ya jimnastikçi ya da ortanın adamı olmak gerekir.

FENERBAHÇE'nin hataları yok muydu. Çok sinirliydiiiik, aynı 6S liler gibi çok itiraz ettik, maçın başındaki gol düzenimizi bozdu. Bu da siniri arttırdı. İtiraz etmeyen takım ne hale geldi. Ama bu Gökhan'ın kırmızı kartını haklı çıkartmaz. Bu kadarını ulu SOYSUZ bile yapmazdı.

Neyse hatalar vardı ama hata bilerek yapılmaz, işte o gece bilerek yapılan hatalar öne çıktı. Her yıl takımlar arası durumu paylaştıralım ki, herkes birşeyler alsın, NE ŞİŞ YANSIN NE DE KEBAP. Bakın görün göreceksiniz. FENEERBAHÇE şampiyon olacak, Jimnastikçiler 2. olacak. Veeeeee dün akşam hediye edilen ortam sonrası KUPA KIZIMIZ boy gösterecek

FENEERBAHÇE ve 6S ezeli ve ebedi dost ve kardeştirler, ama unutulmamalıdır ki FENERBAHÇE hep BÜYÜK KARDEŞTİR.

22 Şubat 2008 Cuma

KENDİNİ VE HADDİNİ BİLMEK

Bu başlığı özellikle atıyorum. Çünkü bu bir öğrenme, bu hatayı herkes yapabilir, ama öğrenmelidir. Kişisel gelişim konusunda da bu böyledir. Ancak sporda da bu böyle. Herkes kendini bildigi gibi haddini de bilmeli. Her konuda konuşmadan önce tartmalı kendini ve haddini aşmamalı.

Örneğin dün gece yaşanan hezimet-yıkım-facia her ne derseniz deyin. Hemen taraftarlar FELDKAMP'a futbolculara yöneticilere demediğini bırakmadılar, hatta hala da devam ediyorlar. Ama ne yapıyorlar sadece sözel mastrubasyondan başka bir şey değil. Bundan mutlu oluyorlarsa diyecek yok. Amaç mutlu olmak mı, yoksa bunlardan ders çıkartmak mı. Herkesin yapabilecekleri vardır. taraftarların yapabileceği ancak alkışlamak ve desteklemektir. Yoksa neye yarar serzenişleriniz.. geçen yıl Ali sami Yen çıkışı Ergün Gürsoy'un sitem eden bir
tafaftara dediği gibi "kongreye gel de karşı oy kullan o zaman, yapamıyorsan da sana ne" işte CUK diye oturtmak budur. Ozellikle dünkü hezimeti yaşayan takım bir yüksek zümre yi temsil ediyorsa, ve kulup üyeliğine dahi herkesi almıyorsa. Ve taraftar dedikleri de ancak karşıdan bakıp bir özenti ile o takımlarını tutuyorlarsa ve sadece bu işe yarıyorsa ne işe yarar o takımı tutmak.

Bakın ama Beşiktaş da öyle mi, stad da nereye çarpsan kongre üyesine rastlıyorsun. İşte o stad da bir tezahürat varsa dikkat kesileceksin ve önem vereceksin. Yoksa ASY deki gibi istersen stad yak, kim takar seni.

Eeee hala o takımı tutacaksın ama takım seni tutmayacak ve takmayacak. Sen ne işe yararsın ki. Bu kadar laf edildi FENERBAHÇE de de bu boyle, halkın takımı değil mi, En büyük anadolu takımı değil mi. taraftarın isyanı dikkate alınır ve gereken yapılır. Hatta Aziz Yıldırım'ın yeni projesiyle kulube 1 milyon taraftar kazandırılacak. İşte o zaman görün siz.

Baştaki cümleye de atıfta bulunmam gerekiyor, yoksa forum konusu boşa çıkar. Hem takılmayacaksın, hem dikkate alınmayacaksın, sen de daha büyük hata yapıp FELDKAMP'ı ve gereken herkese tavır koyacaksın. Kac defa sahaya cıkıp top oynadın, kac defa maç seyrettin, aslında burada sevgili Bilgin Gökberk direk aklıma geliyor. SEN KİMSİN. sana ne, sana mı sordular. İşte haddinizi bileceksiniz. sakın bunu yanlış anlamayın FENERBAHÇE daha büyük o sebeple haddinizi bilin demek istemiyorum. Çünkü zaten öyle. Ama haddinizi bilerek karşı tarafa eleştiride bulunun. Gücünüz var mı, YOK, eeee ne işe yararki sizin eleştiriniz. hatta NEFRETİNİZ.

Hatta sizler bu hafta sonu koltuk kırmaya bile gidersiniz. Sizler bu kadar acizsiniz. Aman dikkat edin provokasyonlara gelmeyin. Aslında belki birileri sizi provoke etse de kendinize gelseniz. Ne demek istediklerini algılasanız. Herşey bir yana TV8 de yaşamdan dakikalar programında severek ve heyecanla dinledigim HINÇ-AL bile futbol konusunda gözleri dönerek eleştiri yapabiliyor, ne dediğini bilmiyor, ağzından çıkanı kulağı duymuyor. O bile böyle yaptıktan sonra, sizler neler yapabilirsiniz düşünemiyorum

Aziz Yıldırım'ın yıllar önce söylediği sözden bile alındılar. Oysaki ondan ders çıkartmak yoluna gitmediler. Şimdi daha iyi anlıyorlardır kazanılan UEFA kupasının bir TESADÜF olduğunu. Bir devamlılık olmalıdır. Bizler de ilk yıllarda cok kızdık, 0 puanlar cektik, alışık değildik beklemeye, hemen olsun diye düşündük. Ama Aziz yıldırım bizleri de yavaş yavaş alıştırdı. Hersey yavas
yavaş gelecekti,. 2010 hedefti. 4 mart da biz de eleneceğiz belki, ama biliyoruz ki her gecen yıl hedefimiz büyüdüğü gibi bizler de bunu kanıksıyor ve sahip çıkıyoruz. Peki bu TESADÜF değildir de nedir.

Eleştirmek o kadar kolaydırki, kolayca yapabilirsiniz. Çok bilinen bir örnekle aktarmak isterim. Taksim'im rota göbeğibe bir resim koymuşlar, altına da şu not : Şütfen hatalı gördüğünüz yerleri işaretleyiniz. Ertesi gün o resmin heryerinde işaret varmış. Ama aynı resmi yine koyup, aştına da hatalı gördüğünüz yerleri düzeltin ibaresi eklenince. resme dokunan olmamış. Sizlerin yaptığı da BU

Sizler Dıştan denetimli oldukça bunlar daha başınıza çooook gelecektir. Bu bir psikolojik terimdir. Dış güçlerden bahsetmiyoruz. Ama psikolojide Dıştan ve içten denetimlilik vardır. Bunu da örnekle açıklarsak. İki öğrenci sınavdan 3 almış olsun. Birisi devamlı hocayı suçlar (hoca bana taktı, beni sevmiyor, şansım yoktu gibi bir sürü bahane ) diğeri ise demek ki biraz daha çalışmam gerekiyor diye bir sonuç çıkartır. Dıştan denetimli kişiler devamlı suçu başkasında arar, kendisinde aramaz, ama içten denetimli kişiler ise kendine bakar, ve kendisindeki hataları düzeltmeye çalışır. Beşiktaş ın 11 puan öndeyken kaybettiği şampiyonluğun altında da bu var. Devamlı karşı tarafa saldırdılar, kendilerinin saldırması yetmiyormuş gibi taraftarları da provoke ettiler. Eeee kendi içlerine bakamayınca bakmak istemeyince bu ortaya çıktı. Çünkü içlerinde pislikler vardı, sorunlar orada yatıyordu. baksalardı bunu çözebileceklerdi. En başta karşı tarafa yüklenen Lucescu idi. Babacan adam ancak fıtbolcusunun üşümesiyle ilgilendiği için o sırada meşguldu.

Biraz uzun yazı oldu ama birileri tecrübeden yararlanmak isterse buyrusun okusunlar, ama isteyene

18 Şubat 2008 Pazartesi

kapitalizm

Kapitalizm yaşamın her alanında olduğu gibi Futbolda da kendini gösteriyor, tabi ki gösterecek de. Bununla oynamayı bilenler kazanıyor, diğerleri ise yok oluyor. Aslına bakarsanız kazanmayı açmak gerekir. Fenerbahçe son 10 yılda bu oyunu en iyi oynayan konumuna geldi. Aziz Yıldırım'ın ileri görüşlülüğü sayesinde oyunun kuralları değişti. Aslında oyunun kuralları belliydi ama Türkiye de farkedilmiyordu. Hala da farkedilmiş değil.

Federasyon değişti bence Medya nın da değişmesi gerekiyor. Spor dan anladığını sanan, 30 yıldır spor yazarıyım diye birşey bildiğini sanan yazarlar ve medya üyeleri aslında kalın kafalılıktan başka bir şey yapamıyor. Eee bu işi öğrenmem şekli ustaçırak boyutunda olursa yeni yetişenler de buna ayak uyduruyorlar. Bizzat isim vermekten çekinmeyeceğim. Mehmet Ayan bunun başında gelen isimlerden. sevgili dostum Hakan Alp değinmiş ama değinmediği daha ne bilgiç teoremleeri var saymakla bitmez. Usta çırak öğretileri dışında kendisi gibi düşünmeyenleri de aralarına almadıkları gibi kısır döngü içinde düşüncelere saplanıp kalıyorlar.

Son 10 yılda Aziz Yıldırım için söylediklerini yazsak, kimse inanamaz. Aslında hala da çatır çatır çatlıyorlar. Ama gün gelecek uyanacaklar bile diyemiyorum. Çünkü onlar uyanamazlar. Uyanmalarına imkan YOK. Benim buna ekleyeceğim bir isim daha var, Ersan Çelik; soyadı benzerliğine bakmayın akrabam falan değil, allah korusun. kardeşim de 6S li ama o daha mantıklı. Bir pundunu bulsalar Aziz Yıldırım'a saldırmaktan asla geri durmazlar. Ama artık eskisi gibi değil herşeeeeeey, şimdi çoook daha güçlü bir aziz Yıldırım ve FENERBAHÇE var.

En başta bahsettiğim kapitalizm'in unsuru olmaktan bile aslında hoşlanmıyorum. Ama onu yenmek için onun kurallarına uymak gerekiyor. Yoksa başarılar TESADÜFİ olabilir. Bu söze bile insanlar alındılar, inanamıyorum demeyeceğim, çünkü çok doğal. Aslında onlara bir yol haritası göstermek istemişti, ama anlamak istemediler. kazanılan Tesadüfi bir kupa sonrası, tısssssss yokoldular, sonraki ufak tefek basarılar bile Türkiye deki oyunlar sayesinde oldu. Bunun da tek sebebi, Medya GAZI dır. eeee ne yapsınlar FENERBAHÇE tek başına kalırsa diye korktular. Hala da bunun korkusu içindeler. Bırakınız efendim kalsın, kalsın ki, işte 6S işte o zaman atılım yapmak zorunda kalır, işte o zaman belki anlar. Bu işleerin saha içinde kazanılmadığını. bak bak bak, ben de neler diyorum. İnsanların anlamak istemeleri nereye kadarsa o kadar anlarlar.

Her ne olursa olsun bireyler kendini ve haddini bilmeliler. Bu bir duruştur. Bireysel duruşlar gibi takım duruşları da böyle olmalı. KENDİNİ BİLMEK VE HADDİNİ BİLMEK.

Camia duruşu göstermek istiyorsanız, buna dikkat edeceksiniz. Geçmişe bakınca farkı görmek hiç de zor olmuyor. 10 yıl önce gruplarla savaşan, kendi iç barışı olmayan bir camia şimdi rakiplerinden kat be kat ilerde. Bunu da iç huzurunu sağlayarak başardı. Bir insanın iş başarısı için önce aile huzuru olmalıdır. Aile huzuru olan kişiler başarılı olurlar. İşte Fenerbahçe bunu başardı

Ben ve tüm fenerbahçeliler artık acele etmiyoruz, huzursuz değiliz. Gerek transferlerde gerek bu ilerleyen süreçte, Aziz Yıldırım'ın konuya hakim olduğunu, kendini ve haddini bildiğini görüyoruz. Acele etmediğini, merdivenleri yavaş yavaş çıktıklarını görebiliyoruz. Sevilla maçlarında elensek bile, geleceğe daha aydınlık baktığımızı ve gelecek yıllarda daha başarılı olacağımızı biliyoruz. 2010 yılına dek Avrupa nın tepesinde yer alacağımızdan eminiz.

Nice 10 yıllara Aziz Başkan

29 Ocak 2008 Salı

Çok zaman oldu...

Gerçekten çok zaman oldu. Fenerbahçe ile ilgili son yazdıklarımı okudum ( sanırım benden başka yazan da yok ama :)) Ne kadarında haklı çıkmışım diye, hani haklı çıkmak adına değil de kişisel bir test olarak... Hiç fena değil tespitler gördüğüm kadarıyla :)






Bu yazı, Sarıkamış'da lapa lapa yağan karda, türk kahvesi içilerek ve keyifle yazılmıştır. Keyifle okunur inşallah...




Nasıl bir başlangıç yaptık ikinci yarıya ? Basitçe : Fenerbahçe gibi... Kendimizi yenmek zorunda hisstemediğimiz ve nasıl olsa yeneriz diye baktığımız bir maç. Beraberliği kurtardık, son 8 dakikada hemde... Rıdvan basitçe şöyle dedi : "Zico çoğu şeyi öğrendi ama artık rakibe karşı farklılaşmayı ve her maçta ciddiyeti de benimsetmeli" diye...



Gerçekten garip bir insan Zico. Hep söylediğim gibi, takımı iyi çalıştırmadığına inanmıyorum, kondisyon gayet iyi. Ancak garip takıntıları var. Tribün arkadaşımız Veli Tan Kirtiş güzel bir özet yapıyor : "Ben bu takımı sahaya çıkardığıma göre, bekleneni vermek durumundalar" diye düşünüyor...
Bir oyuncu kötü bile olsa güvendiğini göstermek adına mı nedir, müdahil olmuyor. Tribünde acı çekiyoruz adeta.

Ama büyük maçlarda müdehaleleri çok yerinde. Oyuncu değişikliklerini daha doğru zamanlamalarla yapıyor. Ve daha önce de belirttiğim gibi kulübe hep hazır gibi görünüyor. İnanılmaz ama gerçek... Zaten tersi olsa şu anda ortalık yıkılırdı her halde.

Antep - Alanya - Sivas... 3 maç 19 gol ve onun iki katı gol pozisyonu... Skor yazarlığı yapacak olursak hiç sorun yok... Ama vallahi bakıyoruz da Alanya maçında Yasin - Volkan Babacan ikilisinin yediği 3 gol hariç pek birşey yok.

Şimdi bir sürü yazar diyor ki: "Antep de, Sivas da top oynamadı Fener'e..." ben de diyorum ki oyanayamadılar ki... Fenerbahçe kazanmak zorundaydı ve kazandı... Takım gibi oynadı. Oyuncular o kadar çok ve hızlı yer değiştirdiler, kazanmayı o kadar istediler ki... Sonuçta özellikle defanstan çıkarken ve hücumda adam eksiltirken inanılmaz bir paslaşma trafiği çıktı.

Ki bu durum aslında bizim gerçek problemimizin bir ispatı. Oyuncular bu paslaşmaları Antep ve Sivas gibi çok koşan, basan ve Alex'in birebir markajla kilitlenmeye çalışıldığı takımlara karşı yaptılar.

Sorun Alex'in kilitlenmesi değil, çok koşan, topu isteyen ve iyi kullanan oyuncularla kurulan pas trafiği... Bitirici ayakların da gereğini yapması... Bu ortamda Alex'i tutmaya çalışmanın da anlamsızlaşması... Kriz geçirdiğimiz maçlar nasıl oluyor peki, bir hatırlayın... Herkes ayağına top bekler, hatalı pas oranı artar birisi çizgiden koşar yanında kimse bulamaz. Defansa en yakın adam 30 mt. mesafededir falan falan... Kazanmak isteyince tam bir Avrupa takımı. Topa saldıran, sertliğe karşı topu gezdirerek cevap veren ve presten kaçan, prese ceza kesen bir takım.

Takımdaki gençlere güzel bir hatırlatmayı belki de en kızdığımız oyuncu yaptı bu arada; Uğur Boral "şansları iyi kullanmalıyız, küsmemeliyiz, çalışmalıyız" dedi. İlhan Parlak, Colin Kazım, Yasin Çakmak ama en fazla Gürhan Gürhan Gürhan... Siz geleceği olan bir takımın gelecekteki futbolcuları olmak adına çalışmalısınız. Gürhan, böyle bir sakatlıkla yok olmazsın... En azından herkes kabul ediyor ki bu hoca çalışana ve kendini geliştirene formayı veriyor. Yetenek gördüğü oyuncudan vazgeçmiyor...





Herkes belki de şunun farkında olmalı: Şu an gol krallığında lider durumunda olan Semih yılların yedeği ve şu an onun yedeği olup oyuna girdiği son maçta 12 dk oyunda kalıp 8 dk.da 2 gol atan Kezman...





Skor yazarları şimdilik suskun, işler iyi gidiyor... Ama beni en çok güldüren bir rakibimiz Rize ve Ankara'da mahalle maçı havasında goller atıp puanlar alırken bunu olağanüstü başarı olarak gösteren yazarların daha düne kadar yere göğe sığdıramadıkları Bülent Uygun'a demediklerini bırakmamaları...

Ben diyorum ki, yapacak bir şeyi yoktu. Alex'i de tuttular ama o gün Fener kazanmaya oynadı... Devid geri döndü... Defans orta sahadaydı... Herkes işine baksın beyler. Bu gün Roberto Carlos'a kart gösterme şerefine erişen hakeme bile bir yorum yapmayacağım...




Ya Haluk Ulusoy'a ne demeli? Gider ayak 6 + 2'ye onay veren. Biz yıllardır bunu söylerken Türk futbolu batar nidalarıyla karşı çıkan klüp başkanları, gazeteciler, radyo muhabircikleri... Nerdesiniz? Fener istiyor diye doğru bile olsa hayır diyeceğiz diyen başkanlar şimdi has adamları ile kavgalı, aynı tribünde bile oturmuyorlar. Ayıp olmadı mı bize şimdi... Kime çıktı bu transfer peşkeşi?

Son söz... Haluk Ulusoy'un arkasında durup, küçük çıkarlarının peşinde koşan ve kupacıklarını koşa koşa hastanelere götürenler... Nerdesiniz ? Utanmanız yok mu ? Bu mu sizin duruşunuz...

Hakemlere ve federasyona güvendiğini ifade eden klüpler birliği başkanları, şimdi karşısınız diye en korktuğunuz şey neden hakem hataları oluyor, aleyhinize yapılabilecek. Bu söylediklerinizle bize karşı takınılan hasmane tutumu ve aleyhimize yapılan ( ve de tabi ki sizin lehinize olan ) davranışları da kabul ve tescil etmiş olmuyor musunuz ?

Ve siz değerli basın, bunları arşivlerinizden bulup, çıkartıp, sayfalarınızı süsleyemiyor musunuz ? Gazeteci olduğunuzu hatırlasanıza biraz....


Valla son söz; Sayın Mehmet Ayan, Fenerbahçe'nin zenginliği Kadıköy - Bostancı ya da Bostancı - Kadıköy hattından gelmez. Benim gibi Fenerbahçe'yi ilk canlı seyrettiğinde 11 yaşında olan insanlardan gelir. Lütfen hakkında konuştuğunuz klübün tarihini okuyun. Bu zenginlik tek başına bahsettiğiniz hattan geliyor olsaydı, klüp hacizlerle karşılamazdı. Bu stad yaptırılamazdı, üstelik devletten tek kuruş almadan. Bu zenginlik bizim gibi kalbini önce Fener'e verenlerden geliyor. Ünvanına, konumuna bakmaksızın maçta takım elbisesinin içine forma giyebilenlerden geliyor. Vakti zamanının kuyruklarda battaniye altında beklemelerinden, simit parasından kesip - bilet parası yapanlardan geliyor.
Zenginlik semtten geliyor olsaydı, kaç yüzyıllık olduğunu sizin habire söyleyip durduğunuz bir okul ve caddenin takımının şimdi nerde duruyor olması gerekiyordu.


İnsanlara terbiye dersleri vereceğinize okuyun!!!

Her zaman FENERLE kalın... Kara deryalarda da olsa...

11 Aralık 2007 Salı

Ne oldu şimdi ?

Ligin 15. haftasını da geride bıraktık. Galatasaray açık hakem desteği olmayan maçlarını kaybetmeye başladı. Beşiktaş muamma, Fenerbahçe ise Janus gibi. Nedir Janus ? İki yüzlü bir tanrı.

Olumludan başlayalım, Fenerbahçe'nin kondisyonu kötü diyenler sanırım düşüncelerinde ne kadar haksız olduklarını gördüler. Oyuncuların fiziksel yapısından dolayı problem yaşayabiliyorlar ama takım halinde oynadıklarında şekil değişiyor. Alex bile koşabiliyor... Semih'in enerjisi ve Vederson'un enerjisi maalesef biraz daha kısıtlı.

Tuncay'ı arayanınız var mı ? Hani takımın ruhu...

Fenerbahçe kaybetmemesi gereken maçları kaybetmediği gibi kazanmayı da biliyor... Ama hala bizim istediğimiz gibi eze eze değil. Her maç ezerek kazanılmaz, kabul. Rakipler de en azından hiç birşey yapamıyorsa da koşuyor. Bir de bazen hakemler eklenince, olmuyor işte. Hem Avrupa hem Türkiye'de. Avrupa deyince, duymaz muhtemelen ama, Sayın Şener Erzik bu kadar mı pasif? Hiç mi etkisi yok? Maçlarımıza çıkan bazı hakemler, bazı düdükleri ( bkz Devid kırmızı kart ) nasıl çalıyor anlamıyorum.

En güzel yorumları Rıdvan yapıyor aslında. Zico kaybetmeden kazanma işini çözdü, sıra bize karlı kaybetbetmemeye oynayanlara kazanmaya geldi. O sanırım kadro zenginliği ile alakalı olacak. İşin o tarafı da fena gitmiyor hani. Yedekten gelenler de oynuyorlar. Selçuk - tüm agresifliğine rağmen Uğur, yetenek sıkıntısına rağmen elinden geleni yapan Önder, kısa sürede dönen Kezman... Ya da Volkan...Herkes hazır kıta gibi... Hani baskette farkı banktan gelenler yaratır denir ya...

Bir paragraf Alex'e... Büyüksün ve inşallah şampiyonlar ligi yükselişi ile birlikte Brezilya Milli Takımı yolu da açılır sana.

En sevindiğim husus da şu "duruş" diye başımızın eti yenilen şey. Beşiktaş seyircisi yere göğe sığdırılamıyor ya, takıma destekleri diye. Maç seyretmeden sadece yüksek tondan zikr yapar gibi bağırıyorlar. Bizim seyirci artık maçı yönlendiriyor. Maçla birlikte tepki veriyor ve bunu da resmen bir eğitimle birlikte yapıyorlar. Bizim duruşumuzu herkes GS maçında gördü. Duruş söylenmez, yapılır. Song'a bile yaptığı sonrası birşey verilmediyse ya da Song'un o kafaya attığı tekmeye sarı kart veren hakem Devid'in kafasına (!) kırmızı verip küfür yemediyse duruş budur.

Olumsuz... Bize bir santrfor lazım, bir de maçları takımına göre oynamak... Başka ne diyeyim...

Son bir söz Mehmet Ayan'a... Geçmiş olsun, demoratlık iddiasındaki tarafsız görünümlü gizli saldırgan. Sözünü dinledim artık seni dinlemiyorum. Yazık ki birşey diyememişin maçtan sonra, olay da çıkmadı ya hani... Hatta Portekize gitmişin.

Her zaman Fenerle kalın

9 Kasım 2007 Cuma

KARA DERYALARDA BİR FENERSİN ..