İlk defa lig'e bu kadar hasretle girdim. Halbuki haziran ayında doya doya milli maçlar filan derken, o kadar da boş değildi arası, ama nedense bana çok uzun geldi bu sene.
Uzun lafın kısası, lig başladı ama feci bir hayal kırıklığı ile başladı. Gerçi çok mu sürprizdi derseniz, ben de değildi derim. Bu seneki transferler, hele hele kayıplarımızı da düşündüğümüzde, bana hiç yeterli gelmedi. Öncelikle, şampiyonlar ligi gibi bir olaya hazırlanan bir takımın en az ilk takım kadar kenarda sıkı adamı olmalı. Daha nedense işin bu tarafı yönetim tarafından anlaşılamıyor. Hele hele Aurelio'nun gidişi sonrası orta saha gediğimiz çok ciddi anlamda gözümüzün içine bakıyor.
Dünkü maça dönecek olursak, aklımda kalan en önemli konu başlıkları şunlardır:
Tüm maç boyunca yüreğimizi ağzımıza getiren, rakip kaleciyi korkutan tek bir atağımız olmadı. Bir tek Guiza'nın gol emaresi verebilecek bir girişimi, daha tehlike olmadan ortadan kalktı. FB gibi bir takım kendi liginde bir maçı böyle bitiyorsa, bu iş ciddi anlamda problemdir.
Kanatlar kesinlikle işlemedi. Ne Gökhan, ne Kazım, ne de Uğur tek doğru dürüst atak yapamadılar.
Orta sahada Emre, Alex'in sıkıştığı anlarda insiyatif alamadı. Varlığını maça koyamadı.
Defans en zorlanan yer oldu, ama onlara çok yüklenmek anlamsız, zira orta saha ve forvetin bu derece etkisiz olduğu bir takımda doğal olarak defans zorlanır.
İşin ilginç yanı, Daum gitti, Zico gitti ve hala bu takım süratli top oynayıp, atağa hızlı kalkamıyor, ve rakibi boğamıyor. Demek ki olay oyuncu dokusunda olsa gerek. Ağır, uzun hazırlık paslarıyla, adeta davul çala çala atağa kalkıyoruz, ve de ataklar rakip saha içinde eriyor.
Sezon başında çok girişmek manalı olmaz, ama sakin kafayla bakıldığında bu takımı ciddi anlamda ateşleyecek, birebirde adam geçebilecek bir kaç oyuncu takviyesi çok net şekilde ortada. Bu konuya çare bulmadan bizim geçen senenin üzerine vites atlamamız imkansızdır.
24 Ağustos 2008 Pazar
23 Ağustos 2008 Cumartesi
Başlıyorrrrrrrr
Vallahi başlıyor. 104 gün olmuş... Dile kolay. Gelenler, gidenler, düşenler - çıkanlar... Yılların sevgisi başlıyor... Daha da önemlisi, güzeli, spor KLUBÜMÜZ gene, yine, yeniden...
Bu yıl nasıl bir yıl olacak. Temennilerle analizleri birbirinden ayırmak lazım sanırım. Ben temennilerle bir başlayayım.
Federasyon ve hakemler : Allah aşkına, kul hakkına... Bu yıl tarafsız olun. Kim ne hak ediyorsa o... Kararlarda da , cezalarda da neyse o. Anlamadığım birşey var. Cesur olun deniyor. İşini gereği gibi yapmak ne zaman cesaret oldu?
Kurallar uygulansın. Ayrım yapılmaksızın. Eyyam yapılmaksızın. LÜTFEN...
Takımlar : Herkes elinden geleni yapsın. Fairplay vs vs... Delikanlı olun yeter. Düşseniz de top oynayın, kafaya oynasanız da.
Rakipler : Bu sene nihayet teşvik primi yasaklandı :) top oynayın...
Taraftarlar : Takımınızı destekleyin, üzerinden çıkar sağlamaya çalışmayın. Kızmayın, eleştirin. Küfür etmeyin. Üye olun, konuşun. Yönetilmeyin, yönetin. Paranızı kulubünüz lisanslı ürünlerine harcayın. Kıskanmayın, gıpta edin.
Medya : Adam gibi olun!!! Ekmek yediğiniz kapıya küfür etmeyin. Hele o kapıların en büyüğü üzerinden para kazanıyorsanız, o kapıya biraz saygı gösterin.
Fenerbahçe : Basketbolda biraz zayıfladık gibi görünüyor ama ümitliyim. Tecrübe başka birşey. Bu sene bayanlar voleyboldan da ümitliyim. Kombine almak için yeni spor salonunu bekliyoruz. Masa tenisçilerinin de desteğe ihtiyacı var. Avrupa şampiyonu olacaklar.
Futbol her zamanki gibi derin bir konu. Kezman gitti Guiza geldi, nöbetçi kral 11'de.
BENCE :
- Guiza ile Kezman arasında ciddi bir fark yok. Her iki oyuncunun da oynayabilmesi için destek lazım. Nasıl bir destek? Ya sürekli kanat baskıları ile ya uzun, kaliteli tek toplar ile. Bunu yapabiliyor muyuz ? İyi değil... Bunu yapamadıktan sonra sürekli koşan ve baskı yapan yeni bir oyuncumuz olur :)
- Semih : 40 dakikalık canavar. Ama hala nerede dursun karıştırıyor. Alex'in pozisyonunda oynasın diye bizde Alex var. Garanti ediyorum, kenardan diri geldiği ve takımın da istekli olduğu her maçı onun golleri ile kazanırız. Ama ilk 11'de büyük maçlarda zor...
- Aurelio gitti karalar bağladık. Neden ? Çift ön libero ile bu sorun çözülür. Selçuk diri olduğu her maç çözümdür. Bence eldeki kadro iyidir. Bizim sorunumuz Alex olmazsa ne olur.
- Bombamız Uğur'dur... Oynarsa kraldır normal performansla bize çokkkkkkkk....
- Devid önemli topçuymuş...
- Emre, inşallah düzelir.
- Burak, biraz daha yolu var
- Kazım... Ah be Kazım... İste, Anelka'yı yazmaz kimse... Sen oyna, eğlen, keyif al... Ama büyük olduğunu bilmeden çocuk gibi olma
- Aragones : kızmayın. Bu takım hızlı topu bu kadro ile oyanayamaz. Çatlasa yolu yok. Güvenmek zorundayız. İspanya'da kadro iyiydi diyorlar ama ben hiç bir kupada İspanya'yı zayıf hatırlamam ki ?
Kim şampiyon olsun...??? BİZZZZZZZZZZZZZ
Sevgiyle kalın
18 Temmuz 2008 Cuma
çareSİZ
Bu sefer futbol yazmak istemiyorum. Ya da herhangi bir spor dalı... Kardeş serbest kürsümü burası diyenlere ( okuyan varsa ) canım sağolsun diyorum.
Hayata dair herşey diye bir kitap vardı galiba ve çok düşünmüştüm. Hayatın herşeyi nasıl tanımlanır ki diye. Nedir hayat ? Nedir hayata dair olanlar? Yaşanmamışlıklar etkiler mi hayatı ?
Hayat sevgiyle yaşanır diyor kimileri, peki hayatı nefretten beslenenler ? Hayat saflıktır ! Peki ya köy kurnazları, kan emiciler, ucuz popülist politikalarla insanların ve insanlığın geleceğini satanlar?
Peki ya onlara kananlar! Küçük çıkarları uğruna çocuklarının geleceğini satanlar. Ne çok severdim oysaki dünya bize atalarımızdan miras kalmadı lafını. Bende sonra tufan mantığıyla bir akrep gibi kendini sokanlar.
O zehrin etkisiyle kıvrananlar ve belki de mutlu olanlar. Mutluluğu sadece bu andan, kendilerinden ve küçük dünyalarından ibaret sananlar.
Bir şiir bile okumadan, bir tiyatroya bile gitmeden benim haklarımdan çalan ama benim geleceğim için benle eşit hakka sahip olanlar.
Hakkı, hukuku kendilerinden ibaret sayanlar, ben yaptım oldu diyen, utanmayan ve sadece korkanlar...
Adaleti eski bir futbol takımı, diplomayı eğitim, arabayı cinayet aracı, kuralları başkası için, rüşveti hak sananlar...
Dünyayı sevin desem kaç yazar ki size. Güzel insanlar olmak önemli desem kaç yazar ki size.
İnsan olmak önemli desem, insanlık desem, evrensellik desem, sevgi - saygı desem kaç yazarki size.
Yine de sizin için bile güzel insanlar adına kötü şeyler dilemeyeceğim sizin için. Hayat sizi hiç bir an çaresiz bırakmasın. Çaresiz kalmak en kötüsü belki de.
26 Mayıs 2008 Pazartesi
Spor Klübü
Evet, yeterli zaman geçti. Genele bakma fırsatı, insanlarla konuşma fırsatı, duygu ve düşünceleri yakalam fırsatı buldum. Sakinleştim. :)
Değerlendirmeleri bir kaç boyutlu yapmak lazım sanırım.
Federasyon - MHK - Basın - Rakipler - Seyirci - Takım - Yönetim... Son olarak da klüp olmak
Federasyon : 2007 - 2008 sezonu futbol federasyonu açısından ilginç bir yıl oldu. Bir kaç yüzünü bir arada gördük ve iki federasyon yaşadık. Açıkcası ben bir fark göremedim.
Tamamen bence; çifte standart devam etti. Her iki federasyon döneminde de verilen ve verilmeyen cezalara baktığımızda haksızlıklar devam etti. Gerek A.Polat gerekse Yıldırım D.'nin öyle beyenatları oldu ki ve bunlar öyle ucuz cezalarla geçiştirildi ki...
Yeni federasyonun fenerli gözlemciler komitesi başkanına saldırı gani ama diğer iki klübün üyelerine ses yok. Ve bir de aklıma takılan küçük bir detay: A.Polat federasyonu ziyaret ettiğinde ne konuşuldu ?
Bence tas ve hamamda bir değişiklik olmayacak.
MHK : Hakemlerden ne beklersiniz? Hata yapmamasını yapıyorsa da standart aynı hataların yapılmasını. Bu sene hakem hataları şampiyonu belirledi futbol liginde. Bunu kimse inkar edemez. Bir MHK'dan ne beklersiniz? Yapılan hatanın cezalandırılmasını. Kabul bu sene iki MHK vardı ama ikisinin de hiç farkı yoktu. En basiti eskisinde Beşiktaş kupa maçı yenisinde GS kupa maçı rezilliklerini yaşadık. Yenisinde ne ceza verildi ? 3 hafta dinlendirme... Ve en ilginci uluslararası en parlak hakemimiz güya kasedi izlesin diye uluslararası mentoruna göndermişti. Sonuç : tıssssssssss adam gene sahada. Kabul bir dönemin MHK başkanı Güvener'in temizliğini yapmak kolay değil. Dikkat ederseniz tartışılan tüm isimlr ya o dönemin parlayan ağabeyleri ya da o dönemde yetişen söz dinleyen parlak çocuklar. Şimdi birer birer siliniyorlar. Ama kimse kusura bakmasın. Ben sonuca bakarım. C.Çakır tetikçilik yapmıştır.
Hakemlere rağmen kazanılacak lafı çok güzel ve bir o kadar da beyliktir. Zorunlu bir koşulu tanımlamak beylik bir laf etmektir beni lugatımda :) Hakemler bir takımın kolunu tutar ve bir takıma da destek olursa sporcunun psiklojisi bozulur. En baz örnek yenildiğimiz Bursa maçıdır. Tamam o maçı almalıydık, tabi ki almalıydık. Ama basit bir soru: 0-0'da iki korner atışında yapılan bariz iki penaltıdan biri verilse ne olurdu. Kötümser eleştiriciler : Kezman verileni ne yaptı diyebilir. O zaman bir örnek daha V.Manisa maçı G.Saray penaltısı. Kayseri maçı 2 metre ofsayt gol
Başka bir örnek : Biz sahasında en çok kart gören büyüğüz :) Kaleci dahil, G.Saray en centilmen klüp :):) Hadi canım denmez mi buna!!!
Basın : Fenerli medya lafına gerçekten çok bozuluyorum. Fenerli olmak zorundalar çünkü fener satıyor. Onun haricinde yarardan çok zarar getiriyorlar. Bizim klüple ilgili her olay abartılıyor, diğer bir klüple ilgili olayların pek üstüne gidilmiyor.
Basit örnek : Beyanatların sutunlarda aldığı paylara bakın.
Basit örnek : Bizim lehimize olan pozisyonlar kaçar kere tekrar ediliyor, rakip lehine olan kaç kez ? Ya da nasıl eleştiriliyor hakemler ?
Denizli maçında kaleciyle konuşan malzemeci ve ondan sonra yenilen komik golu, kim ne kadar yazdı ?
Bazın bizi kullanarak satıyor, biz de onları satalım diyorum ben.
Rakipler : Helal olsun valla. Gene yaptılar işlerini hem de gene gariban edebiyatıyla hem de bu yılın en pahalı transferleri ve en pahalı futbolcusu ile. Ligin şaşkalozunu da gene yanlarına alarak.
Hep diyorum, jimnastikçiler ne zaman akıllanıp da her "hıyarım" diyene "bende de tuz var" deyip koşmayı bırakacak ?
Son maçlarda ya da her zorlu maçta rakipten bir kaç kişiye transfer teklifi. Hocası ile basın önünde "anlaşacağız" açıklamaları. İBŞ maçı bir şikedir arkadaşlar. Dünyanın her yernde hemde. Sonuç : Tıssssssssssssssss
Ama bizi çözen ( vur Alex'e, her kornerde tut herkesi ) rakipler nedense Servet'in en büyük zaafını çözemedi. At arkaya uzun top...
Ya da G.S.nin Leverkusen maçını seyretmedi mi kimse ona göre top oynasın. Ama bize oynamak yetiyor Medya daha çok öne atıyor sizi :)
Seyirci : Kızmaya hakkımız var mı arkadaşlar? Biz değilmiydik: "uluslararası başarı gelsin de, salla Türkiye ligini" diyen. Öyle yaptılar işte onlarda.
Hep ikilem yaşadık. Hep dürüst ve centilmen olmaya çalıştık. Olduk da... Objektiflik adına en çok kendimizi biz eleştirdik. Bazen destek olmak adına sustuk.
Ama büyük gururlar yaşadık. Fazlasını beklemek de hakkımız. Ama bizim de bir kararlılığımız olmalı. Demek Türkiye ligi pas geçilmeyecekmiş.
Ama bu seyirci gene de takdire şayan. Bu klubün Voleybol takımı maçında bile 500 kişi dışarıda kalıyor ve Basketbol erkekler play-off maçında 10.000 kişi oluyorsa daha ne demeli ki ?
Daha yapacak çok şeyimiz var. Kendimizle tartışmayı klüp çıkarları için daha iyi yapalım. Bakın mesela kendimizi hep kavgacı addediyor ve bu suçlamaya sessiz kalıyorduk. Bu seneki iletişim politikamız çok farklıydı... Tartışmadık bile. Ama kavga eden kazandı. Demekki sorun kavga etmekde değil başka yerlerde. Hatta bazı radyocular o kavga dolu lafları esprili olarak nitelendirdi :)
Takım : Kalite iyi ama transfer şart bence. Zico ile mi ? Neden olmasın ? Zaten eğri oturup doğru konuşalım. Bu kadar Brezilyalı varken bir Alman vs hoca intahar olmaz mı ?
Ama bu takımın bence sağlık heyeti bir gözden geçirilmeli. Giden gelmiyor.
Bu takıma mutlaka bir mentor ya da psikolıg desteği sağlanmalı ve takım olma eğitimi verilmeli.
Transfer nereye ? Bir pivot santrfor. Semih'mi vs.mi tartışmasına gerek yok. Semih'in özellikleri farklı. Nefesi de yetmiyor. Bu ortada.
Orta sahada en az iki. Düzgün 1-2 stoper. Sağ kanada takviye. Sonra devam.
Yönetim : Herşeye rağmen teşekkürler. Aziz Yıldırım tek adam diyorlar biz de bu gaza geliyoruz. Basit bir soru daha. Klübün geldiği büyüklük sizce tek adam yönetimine izin verir mi ? Tesisler, çok sayıda branş ve gelen başarılar. Bir kişi, iş bölümü olmadan hepsine yetişebilir mi?
Daha iyi olmasına adına çabaya devam ve tekrar teşekkürler.
Sonuç : Keşke şampiyon da olsaydık. Olabilirdik de. Ama bence uzun vadede biz doğru yoldayız. Çocuklar daha çok Fenerli. Ve biz futbol klübü değil, spor klübüyüz.
Forza Fener
12 Mayıs 2008 Pazartesi
13 Eylül 2007 ve bugün
Aşşağıdaki yazı, 13.09.2007 tarihinde yazılmıştır...
Sıcağı sıcağına yazınca belki farklı olur dedim. Maç yazısını yazarken nasıl bir giriş - gelişme - sonuç olsun diye düşündüm, sanki kompozisyon yazacak gibi. Acı ama gerçek, çünkü gene keyifle yazamayacağım :(Olayı üçe ayırmaya karar verdim. Zico ve yeni sistem, oyuncular, hakem...Ben oynanan oyunu kötü bulmadım aslında, fazla pozisyon vermeden ( ki o da gol oldu, Volkan adama değil, topa baksa o da olmayacaktı ) ve bol pozisyonlu izleniminde bir maç seyrettik. Sanki Fener defans olarak bu 3 - 5 - 2'yi kıvırır gibi ancaaaakkkk... Hakikaten 3 - 5 - 2'mi oynadık o tartışılır. Bu sistemde defans çok sırıtmadı ancak her zaman söylediğim gibi Önder sağ bek değil ve bu sistemin de sağ adamı olamayacağı gibi topu kullanma becerisi sınırlı olduğu için maalesef göbek adamı da olamaz. Lugana ve Edu ok ama Carlos bu sistemde çok yorulur gibi duruyor. Benim beklentim Wederson ile Carlos solda şeklinde idi. Ama en kötüsü çift santforlardan biri yine gezgin adam rolune soyunmuştu. O gezgin adam ki harcadığı onca efora rağmen diğer santfor olma rolunü üstlenemedi ve bence bu Zico'nun hatasıydı.Diğer hata bence yine Zico'nun bir teknik direktör olarak bu sistem için gerekli konsantrasyon ve özgüveni sağlayamaması idi. Hayatımda ilk defa Selçuğu bu kadar tedirgin gördüm.Ve yine bu sistemde korkudan kıpırdayamayan Ali Bilgin'in o özgüven erezyonunu... Futbolcular 30 - 40 dakika yine topun arkasında kalma oyununu oynadı ve defanstan dönen topa yine 30 metre tek bir Fenerli giremedi.Alex çok iyiydi ve bu bence sistemin eseri idi... İlerde her halükarda kalabalıklaşınca tutulacak adam sayısı arttı ve Alex de boş koşularla kendini açığa çıkartabildi. Rakip sadece rahat rahat Kezman'ı tuttu, öbür santrfor tutulmamak için olsa gerek sağa sola deplase olmakla meşguldu.Sonunda süper Zico gene yapacağını yaptı ve dili dışarıdaki Ali Bilgin'i değiştirmek için 70. dakikayı bekledi. Anlamadığım bir şekilde de Selçuğu çıkardı yanında Devid'i değiştirmek yerine. Lazaroni de 70'i beklerdi mutlaka. Bu acaba bir Brezilyalı takıntısı mı?Hadi Selcuğu çıkartı ( belki de sakatlandı, yorum yapmamak lazım ) yerine giren Gürhan'ın görevi neydi ?Süper Zico diğer süper hareketi için dakika 82'yi bekledi. Süper yedek, genç Semih oyuna girdi. ( Pa - ra - tor 37'lik Şükür için;"gençler böyle söyler" dedikten sonra gençti vallahi ) Ve bilin bakalım sonra ne oldu? Bir kanadı R.Carlos öbür kanadı C.Kazım olan Fener topu bunlara geçirip iki santforuna kanat ortası yapmak yerine orta sahadan şişirmeye başladı.Bu Zico, elektrik değilki meret biraz da pozitif verelim... Olmuyor, olamıyor...Rize'den bahsedemeyeceğim, çok koştular, çok çabaladılar ama onların konsantrasyonu maalesef bizde yoktu ve bu da maalesef T.Direktör göreviydi.Gelelim oyunculara, Volkan iki hata yaptı. Birini hep yapıyor ve topları bakarak kötü şişiriyor ama maalesef öbürünü de hep yapıyor, yan toplarda yerden top yerine adama atlıyor :(Edu ve Lugano bence iyiydi. Önder dediğim gibi, yetenekleri kısıtlı ve sırıtıyor. Orta yok ( var da... ) düzgün pas yok falan falan.Carlos korkudan ekonomik oynamaya çalıştı. Aurelio yorgundu, yine de sırıtmadı. Selçuk gergindi. Ama bu sistemde göbekte mutlaka Appiah olmalı. Çünkü göbek oyuncuları hem topa hakim hem de ileri doğru oynayabilen adamlar olmalı. Ama Aurelio'da bu pas yeteneği kısıtlı.Alex dediğim gibi gayet iyi idi bence. Ali Bilgin bu sistemde göbekte oynar, sağda değil. Colin daha iyi bir başlangıç olurdu. Girdikten sonra da pek bir şey yapma şansı olmadı. Önder'in önünde 5'in sağı olmak kolay değil :(Kezman, uğraştı, didindi, bir attı bir kaçırdı... 2 top varki öbür santrfor hakiki santrfor olsa dönen ve boş bıraktığı toplara golü yapardı.Hakeme gelelim. Söylemek istediğim çok şey var ama terbiye diye bir şey de var. Bu maçtan önce Chealse maçı vardı ve 11 dk.ka uzadı. Kaleciye sarı kart göstermek için 85'leri bekledi ( ki bizim stadta bizim kalecilere daha çabuk kart gösteriliyor ) sonunda 3 dk.ka uzattı, o zaman kaleciye helal olsun. 6 oyuncu değişikliği zaten 3 dk.ka, sakatlıklar vs 5 dk. bir de kaleci... Ama kaleciye kart gösterip 3 dk. uzattığına göre bu kart haksız bir kart...Aurelio'yu arkadan iten vatandaşın kartı var diye pozisyona faul bile vermedi ve kart gösterirken kartı olmayan Rizeli oyuncuları tercih etti. Kezman'a yapılan faulleri külliyen es geçerken onun dokunduklarını çaldı, ikililerde tercihler genelde Rize'de kaldı.Ben de bu sayede bu sene GS.nin neye güvenip bu kadar para döktüğünü anladım. Beşiktaş başkanı olacak vatandaşın da niye şarlamaya başladığını. Çünkü 3 -5 maç sonra Zico da düzelse bu iş böyle giderse futbolcularda "biz ne yapsak olmayacak" psikolojisi oluşacak ki işte o zaman yandık...Hepsine helal olsun. Federasyona da, MHK'ya da... Yolunuz açık olsun. Bu sene el birliği ile ( bizim katkılarımız da olacak tabi ) GS şampiyon.
Bir yazı daha gelecek tabi ki...
Yine de Forza Fener
Sıcağı sıcağına yazınca belki farklı olur dedim. Maç yazısını yazarken nasıl bir giriş - gelişme - sonuç olsun diye düşündüm, sanki kompozisyon yazacak gibi. Acı ama gerçek, çünkü gene keyifle yazamayacağım :(Olayı üçe ayırmaya karar verdim. Zico ve yeni sistem, oyuncular, hakem...Ben oynanan oyunu kötü bulmadım aslında, fazla pozisyon vermeden ( ki o da gol oldu, Volkan adama değil, topa baksa o da olmayacaktı ) ve bol pozisyonlu izleniminde bir maç seyrettik. Sanki Fener defans olarak bu 3 - 5 - 2'yi kıvırır gibi ancaaaakkkk... Hakikaten 3 - 5 - 2'mi oynadık o tartışılır. Bu sistemde defans çok sırıtmadı ancak her zaman söylediğim gibi Önder sağ bek değil ve bu sistemin de sağ adamı olamayacağı gibi topu kullanma becerisi sınırlı olduğu için maalesef göbek adamı da olamaz. Lugana ve Edu ok ama Carlos bu sistemde çok yorulur gibi duruyor. Benim beklentim Wederson ile Carlos solda şeklinde idi. Ama en kötüsü çift santforlardan biri yine gezgin adam rolune soyunmuştu. O gezgin adam ki harcadığı onca efora rağmen diğer santfor olma rolunü üstlenemedi ve bence bu Zico'nun hatasıydı.Diğer hata bence yine Zico'nun bir teknik direktör olarak bu sistem için gerekli konsantrasyon ve özgüveni sağlayamaması idi. Hayatımda ilk defa Selçuğu bu kadar tedirgin gördüm.Ve yine bu sistemde korkudan kıpırdayamayan Ali Bilgin'in o özgüven erezyonunu... Futbolcular 30 - 40 dakika yine topun arkasında kalma oyununu oynadı ve defanstan dönen topa yine 30 metre tek bir Fenerli giremedi.Alex çok iyiydi ve bu bence sistemin eseri idi... İlerde her halükarda kalabalıklaşınca tutulacak adam sayısı arttı ve Alex de boş koşularla kendini açığa çıkartabildi. Rakip sadece rahat rahat Kezman'ı tuttu, öbür santrfor tutulmamak için olsa gerek sağa sola deplase olmakla meşguldu.Sonunda süper Zico gene yapacağını yaptı ve dili dışarıdaki Ali Bilgin'i değiştirmek için 70. dakikayı bekledi. Anlamadığım bir şekilde de Selçuğu çıkardı yanında Devid'i değiştirmek yerine. Lazaroni de 70'i beklerdi mutlaka. Bu acaba bir Brezilyalı takıntısı mı?Hadi Selcuğu çıkartı ( belki de sakatlandı, yorum yapmamak lazım ) yerine giren Gürhan'ın görevi neydi ?Süper Zico diğer süper hareketi için dakika 82'yi bekledi. Süper yedek, genç Semih oyuna girdi. ( Pa - ra - tor 37'lik Şükür için;"gençler böyle söyler" dedikten sonra gençti vallahi ) Ve bilin bakalım sonra ne oldu? Bir kanadı R.Carlos öbür kanadı C.Kazım olan Fener topu bunlara geçirip iki santforuna kanat ortası yapmak yerine orta sahadan şişirmeye başladı.Bu Zico, elektrik değilki meret biraz da pozitif verelim... Olmuyor, olamıyor...Rize'den bahsedemeyeceğim, çok koştular, çok çabaladılar ama onların konsantrasyonu maalesef bizde yoktu ve bu da maalesef T.Direktör göreviydi.Gelelim oyunculara, Volkan iki hata yaptı. Birini hep yapıyor ve topları bakarak kötü şişiriyor ama maalesef öbürünü de hep yapıyor, yan toplarda yerden top yerine adama atlıyor :(Edu ve Lugano bence iyiydi. Önder dediğim gibi, yetenekleri kısıtlı ve sırıtıyor. Orta yok ( var da... ) düzgün pas yok falan falan.Carlos korkudan ekonomik oynamaya çalıştı. Aurelio yorgundu, yine de sırıtmadı. Selçuk gergindi. Ama bu sistemde göbekte mutlaka Appiah olmalı. Çünkü göbek oyuncuları hem topa hakim hem de ileri doğru oynayabilen adamlar olmalı. Ama Aurelio'da bu pas yeteneği kısıtlı.Alex dediğim gibi gayet iyi idi bence. Ali Bilgin bu sistemde göbekte oynar, sağda değil. Colin daha iyi bir başlangıç olurdu. Girdikten sonra da pek bir şey yapma şansı olmadı. Önder'in önünde 5'in sağı olmak kolay değil :(Kezman, uğraştı, didindi, bir attı bir kaçırdı... 2 top varki öbür santrfor hakiki santrfor olsa dönen ve boş bıraktığı toplara golü yapardı.Hakeme gelelim. Söylemek istediğim çok şey var ama terbiye diye bir şey de var. Bu maçtan önce Chealse maçı vardı ve 11 dk.ka uzadı. Kaleciye sarı kart göstermek için 85'leri bekledi ( ki bizim stadta bizim kalecilere daha çabuk kart gösteriliyor ) sonunda 3 dk.ka uzattı, o zaman kaleciye helal olsun. 6 oyuncu değişikliği zaten 3 dk.ka, sakatlıklar vs 5 dk. bir de kaleci... Ama kaleciye kart gösterip 3 dk. uzattığına göre bu kart haksız bir kart...Aurelio'yu arkadan iten vatandaşın kartı var diye pozisyona faul bile vermedi ve kart gösterirken kartı olmayan Rizeli oyuncuları tercih etti. Kezman'a yapılan faulleri külliyen es geçerken onun dokunduklarını çaldı, ikililerde tercihler genelde Rize'de kaldı.Ben de bu sayede bu sene GS.nin neye güvenip bu kadar para döktüğünü anladım. Beşiktaş başkanı olacak vatandaşın da niye şarlamaya başladığını. Çünkü 3 -5 maç sonra Zico da düzelse bu iş böyle giderse futbolcularda "biz ne yapsak olmayacak" psikolojisi oluşacak ki işte o zaman yandık...Hepsine helal olsun. Federasyona da, MHK'ya da... Yolunuz açık olsun. Bu sene el birliği ile ( bizim katkılarımız da olacak tabi ) GS şampiyon.
Bir yazı daha gelecek tabi ki...
Yine de Forza Fener
ADALET
Aslında eğitim sorunu gibi cok klasik bir kelime ama bu unsur cok seyi anlatır derinlerde. Bu sezon icin de kime sorarsanız sorun, ligdeki sıralamayı yaptığında. FB-GS-Sivas-BJK yapıyor. Bu sıralama adaletlidir. Buna duygusal falan bakıp da cevapğ vermiyorum, ama futbolun adaleti herseye yansımalı, kötü örnekler örnek olmamalı. Bu kötü örnekler türk futbolunu da etkileyecektir. bakın göreceksiniz, teknik direktörü bile olmayan, bir sürü sorunlarla uğraşan, hatta tarikatçı bağlantılarla gündemde olan bir takımın şampiyon olması futbolun geleceği açısından tehlikelidir.
Bu kötü örnek takımın şampiyon olması bir sürü yatırım yapan takım ve futbolun içindekileri de gerek yok sözleriyle geri çeker. Bu durumda sponsorlar azalır, yatırımlar azalır, eeeeeee herkes kötü örnekle yola çıkmaya başlar. İşte esas kötü olan da bu. Amaaaaa FENERBAHÇE şampiyon olsaydı. Bu diğer klüpler için örnek olacaktı, Türk futbolu için mrnek olacaktı, diğer klüpler kendilerine gelmek zorunda hissedeceklerdi. Çünkü hem şampiyon olmuş hem de avrupada belli bir yere gelmiş FENERBAHÇE ile başa çıkmak için çok şey yapmak gerekecekti. işte bu da ligimizin değerlenmesi ve dümnyada izlenmesi için yatırımların artması anlamına gelecekti.
Bu arada sevgili dostum Cenk Kıral'ın ve onun gibi düşünenlerin veya bunu bize düşündürtmeye çalışan yatırım karşıtı FENERBAHÇE lilerin "RUH YOK" söylemine. fenerbahçelilik ruhu taşımayan futbolcuların çoğunlukta olmasına. Bu söylem çok da geçerli değil. Aslında GS deki bu aborjinler misali bir yapılanma yani GS ruhu ile alakası yok. Dİçerden ve dışardan yalınızlık korkusu, kenetlenmeyi arttırdı sadece. ve tabi ki ruhu ateşledi. Ama bu ruha baktığınız zaman, son 7 haftada ne kadar kötü olduklarını da görmezden gelmeyiniz. Bu nasıl ruhmuş ki, son anlarda maçlar kazandılar. sadece "Çıkmadık candan ruh kesilmez"
Bakın göreceksiniz, şampiyonumuz gruplara kalmak için çok zorlanacak, kalmaası mıcize olarak görüyorum. Ama tekrar mı aynı şeyler, onların şampiyonluğundaki en büyük sebep olan bizler ve çok bilmişlik, vurdumduymazlık, aymazlık ve ukalalık tekrar başımıza iş açmazsa tekrar ruh mu ortaya çıkar. elemelerde bizim işimiz cok zor değil, ama onlar kalamaz ise Eeee ne olacak Ruh larına !!!
Bu kötü örnek takımın şampiyon olması bir sürü yatırım yapan takım ve futbolun içindekileri de gerek yok sözleriyle geri çeker. Bu durumda sponsorlar azalır, yatırımlar azalır, eeeeeee herkes kötü örnekle yola çıkmaya başlar. İşte esas kötü olan da bu. Amaaaaa FENERBAHÇE şampiyon olsaydı. Bu diğer klüpler için örnek olacaktı, Türk futbolu için mrnek olacaktı, diğer klüpler kendilerine gelmek zorunda hissedeceklerdi. Çünkü hem şampiyon olmuş hem de avrupada belli bir yere gelmiş FENERBAHÇE ile başa çıkmak için çok şey yapmak gerekecekti. işte bu da ligimizin değerlenmesi ve dümnyada izlenmesi için yatırımların artması anlamına gelecekti.
Bu arada sevgili dostum Cenk Kıral'ın ve onun gibi düşünenlerin veya bunu bize düşündürtmeye çalışan yatırım karşıtı FENERBAHÇE lilerin "RUH YOK" söylemine. fenerbahçelilik ruhu taşımayan futbolcuların çoğunlukta olmasına. Bu söylem çok da geçerli değil. Aslında GS deki bu aborjinler misali bir yapılanma yani GS ruhu ile alakası yok. Dİçerden ve dışardan yalınızlık korkusu, kenetlenmeyi arttırdı sadece. ve tabi ki ruhu ateşledi. Ama bu ruha baktığınız zaman, son 7 haftada ne kadar kötü olduklarını da görmezden gelmeyiniz. Bu nasıl ruhmuş ki, son anlarda maçlar kazandılar. sadece "Çıkmadık candan ruh kesilmez"
Bakın göreceksiniz, şampiyonumuz gruplara kalmak için çok zorlanacak, kalmaası mıcize olarak görüyorum. Ama tekrar mı aynı şeyler, onların şampiyonluğundaki en büyük sebep olan bizler ve çok bilmişlik, vurdumduymazlık, aymazlık ve ukalalık tekrar başımıza iş açmazsa tekrar ruh mu ortaya çıkar. elemelerde bizim işimiz cok zor değil, ama onlar kalamaz ise Eeee ne olacak Ruh larına !!!
11 Mayıs 2008 Pazar
LEJYONER KADRO SIRADAN SONUÇLAR
Dünkü yazıma ilaveten bir konuyu altını çizme adına farklı bir yazı ile dikkatinize sunmak istedim. Özellikle bu sezon daha da gözüme batan bir konu. O da, takımın içindeki yabancıların çoğalarak, takımın özündeki Fenerbahçelilik ruhunun önüne geçmesi. Yabancı oyuncuların gelmesine karşı değil, bilakis taraftarım, ama bunu yaparken, bu işin esasında taraftarlık ruhuna da değen yönleri olduğunu unutmamak lazım. Neredeyse tamamı bu takımın nüvesindeki Fenerbahçelilikten uzak, bir tür lejyoner kimliğinde olmasının bizi nerelere taşıyacağına sanırım herkes şahit oldu. Bir FB'li için GS maçının önemini ne kadar anlatsanız da onu ancak bu topraklarda okulda, iş yerinde, kahvede o rekabeti soluyan insanlar anlar. Bir maça çıkarken üstündeki formanın kaç gram geldiğini, neden sonuna kadar maça asılması gerektiğini ancak o formayı üstüne geçirmeyi hayallerinde yaşatanlar anlar. Kimseye bunu izah edemezsiniz, etseniz de yaşatamazsınız. Ali Samiyen'de maç kaymetmek değil, kaderini korku dolu bir ruh haliyle kabullenip, mahkum oynamaktır bizi üzen. Çünkü bu topraklarda bunu asla kabullenmeyen 20 küsür milyon taraftar vardır, ve onlara çıkıp "insan yaşadıkça öğreniyor" diyemezsiniz.
Bugün takımın içinde çok değerli oyuncularımız vardır, şüphesiz. Ama, toplamda bakıldığında ruhunda Fenerbahçelilik taşıyan kaç şahsiyet vardır tartışılır. Lejyoner derken sadece yabancı pasaportu taşıyanları kastetmiyorum. Ali Bilgin gibileri de benim bu tanımıma uyan oyuncular. Çünkü eğer onlarda benim bahsettiğim türden Fenerbahçelilik ruhu olsaydı, 2 hafta önce Ali Samiyen'de korku tünelinde girmiş ilkokul öğrencisi gibi dolanmazlardı. Hiçbir halini hiçbir zaman sevmediğim, sevemediğim Hakan Şükür'le Hasan Şaş'ın şu halleriyle GS'ı bu ortamda şampiyonluğa taşımalarıdır beni üzen. Umarım beni üzdüğü gibi, birilerinin de bazı şeyleri görmesine yol açıyordur.
Son tahlilde, aslında kimse yönetimden illa ki dünya starını getirmesini istemedi. Belki de FB'nin yapması gereken, tekaüt olmuş futbol molozlarına milyarları vermek yerine, Afrika'da geleceği parlak oyuncuları 13-14 yaşlarında buraya getirip, 3-4 sene kendi normlarımızda eğitip, hale yola soktuktan sonra kendi starlarımız haline dönüştürmek olmalı. O zaman hiç olmazsa, ruhunda Fenerbahçeliliği yaşatan lejyonerlerle ilerleriz, ki bence denemesi çok da mantıklı bir yaklaşımdır.
Bugün takımın içinde çok değerli oyuncularımız vardır, şüphesiz. Ama, toplamda bakıldığında ruhunda Fenerbahçelilik taşıyan kaç şahsiyet vardır tartışılır. Lejyoner derken sadece yabancı pasaportu taşıyanları kastetmiyorum. Ali Bilgin gibileri de benim bu tanımıma uyan oyuncular. Çünkü eğer onlarda benim bahsettiğim türden Fenerbahçelilik ruhu olsaydı, 2 hafta önce Ali Samiyen'de korku tünelinde girmiş ilkokul öğrencisi gibi dolanmazlardı. Hiçbir halini hiçbir zaman sevmediğim, sevemediğim Hakan Şükür'le Hasan Şaş'ın şu halleriyle GS'ı bu ortamda şampiyonluğa taşımalarıdır beni üzen. Umarım beni üzdüğü gibi, birilerinin de bazı şeyleri görmesine yol açıyordur.
Son tahlilde, aslında kimse yönetimden illa ki dünya starını getirmesini istemedi. Belki de FB'nin yapması gereken, tekaüt olmuş futbol molozlarına milyarları vermek yerine, Afrika'da geleceği parlak oyuncuları 13-14 yaşlarında buraya getirip, 3-4 sene kendi normlarımızda eğitip, hale yola soktuktan sonra kendi starlarımız haline dönüştürmek olmalı. O zaman hiç olmazsa, ruhunda Fenerbahçeliliği yaşatan lejyonerlerle ilerleriz, ki bence denemesi çok da mantıklı bir yaklaşımdır.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)